26 Temmuz 2016 Salı

OLSAYDI

bende başkaları gibi içi dolu dolu gelseydim
inanın bunca kitabı 
hiç okumazdım
ve eğer becerebilseydim
öyle de yaşayabilmeyi
hiç şiir yazmazdım
bir kelime yetseydi anlatmaya
dilimi ısırır 
konuşmazdım
ve tüm ortadoğuyu soluksuz koşsam
bir an bile durmazdım
kuşlardan utanmasam

ŞİİRİ HAYATTAN KURTARMAK

hayatıma hayat diyemem artık
sarı yazgım her sonbahar onu
biraz daha fazla, ömür yaptı

ıslak unutulmuş bir taş bezi gibi kala kaldım kendimin ucunda
öyle ıslak
öyle kötü kokan
yırtık
ve perişan

keşke gölgesine razı bir fesleğen olsaydım...


BATMAYA DA RAZIYIM ARTIK, BENİ ANLA
YETER Kİ SEN BENİ 
HİÇ YAZAMAYACAĞIM BİR ROMANIN KOLLARINA ATMA.

ben şiirin nefer taşı
büyük bir Amerika keşfettim ruhunuzda 
ben başarının Kristof Kolombu
ne duruyorsunuz hadi alkışlayın..

kime ne de da ları ayırmasam
noktalarda durmasam

NE DİYECEKTİN NE SÖYLEYECEKTİN 
ŞAİRLERİN ŞAHI OLSAN
BİR AH'DAN BAŞKA

DİDEM MADAK ŞİİRLER İÇİNDE YAT...

14 Temmuz 2016 Perşembe

BERNADAN

Sevgili blog dünyamın insanları size bu satırları yeni bilgisayarımdan yazıyorum canım eşim size telefonumdan yazmanın dayanılmaz zorluğundan kurtularak yazabilmem için bana bir laptop almış aslında çok şaşırdım ve çok mutlu oldum çünkü kendi pc ni yenilemek için bilgisayar araştırdığını sanıyordum neyse hem sürpriz oldu hemde çok güzel oldu
 Bu günler öyle yoğun geçiyor ki, anne olmak hem harika hemde çok zor bir meziyetmiş bunu öğrendim çünkü canım dostlarım sizi her saat her an yanında isteyen tamamen size muhtaç olan siz olmasanız aç kalan ve ne zaman acıkacağı, kusacağı, uyanacağı, uyuyacağı, güleceği ve ağlayacağı belli olmayan ufacık bir şey sürekli kollarınızın arasında duruyor...
Lausa dönemimi biraz zor geçirdim galiba aslında neredeyse bütün kadınların yaşadığı fakat gizlediği bu ruhsal sıkıntılarından utandığı bir toplumda, bende lausa sendromunun azıcık üzerimden geçtiğini kimseye söylemedim sayılır. Öyle çok siddetli değildi ama sık sık ağlama, herşeye alınma, uyuyamama, kasvetli ve sıkıntılı hissetme duygularıyla dolu bir 40 gün geçirdim. Ve elimde bir yığın karmaşık duygunun yanı sıra bütün kalbimle nasıl bu kadar çok sevdiğimi bilemediğim oğlum kaldı.
Eşim çok destek olmasa belkide çok kötü durumlara dönüşebilirdi bu halim. 
Neyse ki sıkıntılı hallerim değişime uğradı fakat iki satır yazacak zamanı zor buluyorum hala. Ama elbette bu sevimli maviş oğlan büyüyecek şimdiden 2 aylık oldu bile, zaman geçecek ve ben yeniden kendime geniş zamanlar ayıracağım. Bu arada hiç yazamayacak değilim elbette. Aslında bana ilham veren bazı satırlar not alınmış, bazı yazılar ve şiirler taslaklara kaydedilmiş bekliyor beni. Bazı edebiyat dergilerini de gece yarısı oğlumu emzirirken okumuyor değilim. Ulus Baker yeni yazarım yakında hakkında yazarım biraz, onu araştırıyorum fırsat buldukça okuyorum. okumak demişken Elif Şafak SİYAH SÜT içinde bulunduğum durumu en iyi anlatan kitaplardan biri olarak bu 40 gün içinde bana pek destek olmuştur. Favori kitaplarım arasına da girmiştir.
SEVGİYLE KALIN..

7 Temmuz 2016 Perşembe

MAVİŞ'E

Dünyanın en güzel mavisidir
Gözlerinde kaybolduğum
En derin
En anlamlı
En sıcak dokunuşumdur tenine
Ellerin
Ah kokunu anlatamıyorum bile

Bir şiirdir benim oluşun
Hergün
 her gece
Seni herhangi bir aşkla kıyaslamak
Seni bir yazıya sığdırmak
Rabbime giden bir yol gibi

İnanmak istersin
Ölümsüzlüge
Sen yüreğimin meydanında
Bir kahramansın
Atan kalbimsin
Soluğumsun
Bir gülüşüyle öldügüm
Canım oğlumsun...
Evladımsın

27 Haziran 2016 Pazartesi

Süzgec

Kendimi ilistirdim o kapinin kulpuna
Henuz cikamazdim icimdeki durumdan
Hersey sogur
Herkes durur
Hepsi gecerdi sonucta
Gereginden fazla donmustu belkide dunya
Ben yine de
Dünü süzgecimden gecirip
Anlamis olmayi dilerdim
Oyle zor ki ardına birakmak

Yok bu degildi
Ardina bakmak
Sanki o nefes alan
ben degildim
O zaman orada

Ici kırılırmış gecelerimin
O yürüyüp
O kosup
O nefes nefese duran benmiyim burda
Tanrim
Izin ver inanmama
Iyiliklerin gucune
Cok degil
Bir siir daha ..

Kalemimin kırıldığı bir gündeyim
Gel de şimdi inanma
Bu yazıların da burada biteceğine

Beni unutma

Beni unutma
Cünkü ben de bitmek üzereyim

Yağmurlar yağmak üzere
Şimdi uyan
Hepsi bir rüya

14 Haziran 2016 Salı

Günlerin içinde

Sevgili blog dünyamın insanları..
Bu gün hissettiklerimi yani gecen şu günlerimi size yazamanın, anlatmanın, bir kelime bulmanın, herhangi bir tarifin, (yaşamayana) tarif etmenin bir imkanı yok..
İnsan olmak öyle kolay iş değilmiş. Et kemik ve ruh her zaman kolay kontrol edilemezmiş.
Tanrı bana bir melek vermiş kucağımda uyuyan ve bir eş vermiş dimdik sırtımı tutan..insallah güzel bir gelecekte vermistir ona ve bize..
Mutluluktur peşimizi kovalayan
Ama yine de bugün yazamak zor
Uzun yıllara ihyiyacı var bugünlerin..

26 Mayıs 2016 Perşembe

OĞLUM'A

Oğlum
Gün boyu seni kucağımda tuttuğum
Bu emzirme mesafesi icinde
Henüz 10 gündür
Yasıyoruz
Bende seninle aynı mesafede büyüyorum bak
Eskiden 30 lu yaşlar anne olmak için ideal derdim
Ama şimdi
Şu kısa ve tek biletlik ömürde
Niye diyorum
Babanla daha önce tanısmadık ki
Mesela 10 yıl önce gelseydin kucağıma
Bak şimdi 10 yılı eksik bir ömür geçti
Ama bin şükür seni verene
Bu günde bin şükür
Yarın da
Dün de

Ama iste kucağıma alınca seni
Şu 10 yıl öyle dokundu durdu ki içime..

Benim köy türküsü gibi
Unutulmaz kokulu oğlum
Aramızdaki bu ķücük ama ķıymetli mesafe
Dilerim
Çok güzel günlerle dolsun...

NOt; Sana bir sır vereyim gönlün rahatca büyü  " baban öyle bir baba ki, hayatta herseyin bir caresini en iyisini bulur :)

5 Mayıs 2016 Perşembe

Dualar bizeeee

Ogluşumu bekliyorum saglıkla insallah herkes çok dua etsin bize

23 Nisan 2016 Cumartesi

23 Nisan Kutlu Olsun :) yok böyle bir şiir :)


7 Nisan 2016 Perşembe

Ben seni nasıl sarıp nasıl seveyim..


21 Mart 2016 Pazartesi

........


22 Şubat 2016 Pazartesi

KENDİME

sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa
açar okursun
olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun
Şuraya bir cümle koydum.
Bırak acımızi birileri duysun

Hem zaten şiir niye var?
Dünyanın acısını başkaları da duysun
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun.
Olur ya biri alır okşar, biri alnından öper
Az unutursun
Buraya tabiatı koydum. Ağaçları suyu ovayı dağı
Onlar bizim kardeşimiz
çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun
Buraya küçük mutlu güneşler koydum
Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.
Buraya bir inanç bir inat koydum
Tut ki unuttun, tekrar bak
o inat neyse sen osun.
Buraya yolun yokuşunu koydum. (iyi) Bildiğim için o yokuşu
Zorlanırsa nefesin, unutma (senin) ciğerin kendini en çabuk onaran organ
valla bak aklında bulunsun.
Buraya umutlu günler koydum,
Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kim bilir birazdan uzanıp dokunursun.
Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun.
Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun
N'olcak ki bırak patronlar seni kovsun
Buraya bir tutam sabır var.
Kendiminkinden koydum bir parça
lazım oldukça ya sabır sabır dokunursun.
Burada güzel çaylar var
Bu aralar senin için çok önemli ıce tea , gazoz frappe lar
Demlersin maksat midenin gönlü olsun
Şuraya müzikler Bach dinle falan koydum
Ama müzik konusunda sen benden daha iyisin koklayıp buluyorsun
Buraya silkintiotu kodum.
Kırk derdin bir arada canına yandığım,
kırkına birden deva olsun


Gece gece Birhan Keskin şiirleri okursam......

13 Şubat 2016 Cumartesi

ÇÜNKÜ

çünkü baştan sona kötülük ve yorgunlukla dolu şu dünyada
en güzel olan
her sabah seninle uyanmaktır benim için
ve elbette günleri bir biri ardına deviren kahkahalarımız
hiç bitmeyen film akşamlarımız
kapı önü sarılmalarımız
acı tatlı anlarımızdır
elime hep kalan

çünkü el ele yürüdüğümüz yollar
gece sohbetlerimiz
tatlı heyecanlarımızla dolu şu dünya
çünkü seninle kalabalık olur bu ev
bu yürek seninle bütün
bu bebek odası seninle aile
bu hayal seninle gerçek
çünkü güzel olan her şey seninle
ve yine der içimden bir ses
seni öpmek ilk günkü gibidir hep yine
 çünkü senle bir parçayım ben
başka yerde arama
hep şurandayım...

canım sevgilim , her zaman bin yıl benimle ol, bana sarıl benle konuş bana bak yine..
Allahım nazarlardan kötüden kötülükten dilerim hep uzak tutsun bizi de oğlumuzuda
dilerim hayat hep böyle güzel günler getirsin
Seni Çok Seviyorum


26 Ocak 2016 Salı

PRAGMATİZM

Sevgili blog dünyamın insanları artık pek yazmıyor gibi göründüğümü biliyorum ama inanın benim de kendimce tatlı telaşlarım var. Vallahi nazara gelir diye yazamıyorum :) Diğer taraftan ben , hüzünden beslenen bir kalemim. Kendim değilsem de,  bir şekilde uğraşıp kendimi biraz hüzünlü bir havaya sokmadan çok yüreğe dokunur satırlar yazamıyorum. Şimdi kendimi hüzünlü bir havaya sokacak durumum da yok. Ama ben benim hala, değişmedim. Yağmurlu bir günde belki geri dönerim...

  Sosyoloji okumaya başladım bu yıl. Bir araba hevesle düzenli ders çalışarak sırf sınavlardan geçme derdiyle değil, keyfiyle okuyacağım bir bölüm diye düşünmüştüm. Ama gelin görün ki fizyolojik yapım biraz karıştı :) hayatımda her şey birden değişti. Neyse dedim sınavlardan geçeyim yeter oturdum hızlı bir sınav öncesi hazırlık yaptım. İşin içine filozoflar sosyologlar ülkeler girdi. Sosyalizm Marksizm Leninizm derken ders çalışmak zorlaştı çünkü bir kitaptan bir sözden bir düşüncenin derinliğinden etkilenip google da onunla ilgili bir şeyler arar oldum. Hatta filmlere bile baktım. Dağıldı mı sürekli benim kafa? Neyse geldi geçti. Keyifli de geçti aslında. Sonucta aklıma takıldı kaldı yine şu Rusların edebiyatı. Diyeceksiniz ki ooo "sen sosyoloji çalışırken edebiyata kaymışsın". Ama elimde değil düşünmemek.
  Çocukluğumda Aydın Halk kütüphanesinin kapıya yakın bir orta masasında, elimde Karamozov ve Sefiller arasında seçim yapmaya çalışırken buldum kendimi. İçlerini karıştırırken okuduğum bir satırı hatırladım " Neden acaba bütün Ruslar filozofturlar, ve bu içlerine işlemiştir? "
 Çocuk aklıma anlaya çalıştım o gün filozofları.

Tabi daha en az on yılım vardı Rusların Solovyov dışında pekte sistematik bir filozof yetiştirmediklerini düşünmeme. Zaten gerekte yok galiba çünkü yazarları düşünme gücünü fazlasıyla ayakta tutmaya yetmiş dünyanın merkezine yerleştirilmiş ve her kıtaya etki etki etmiş bir bomba gibi değil mi?

Dostoyovski neden edebiyatın en zirvesinde yer alıyor? Onu okurken hiç kimseyle kıyaslayamazsınız. Bu adamın toplumsal tipler yaratmada hem psikolojik hem de sosyolojik realite açısından üstüne tanınmaz bir seviyede olduğu bir gerçek.
Peki o zaman kitapta bahsedilen bu muydu?

Bunu da üstünden de bir on yıl daha geçmişken anlıyorum. Ruslar Dostoyevski'nin söylediği gibi filozof olmakla kalmayıp felsefeyle ilgili bir projeyi hayata geçiren tek uygarlık oldular. Demek istediğim şey herhangi bir düşünce, akım yada siyasete atıfta bulunmak değil. Demek istediğim felsefeyi bu kadar ciddiye almak.. E peki şimdi ne oldular diye sormayın, size Rus tarihi yazacak değilim.

Ama Sovyetler totaliterliğin in içinde farklı bir yer vardır. Pragmatizm .Rus aydının kendine has bir yönü var.
 Sanki " bir felsefe mi var ? Tamam onu uygulayalım" gibi.
 Kapitalizm pratikte gerçekleşmiş bir idealizmdir" diye yazdığını okuyunca Marx'ın. ( Onun ruslarla iletişimini dost ve düşmanlarını bile araştırdım)  Kapitalizm idealizm ise bizden değildir diye geçirdiniz mi içinizden.Bizde pratiklik pek mubah değil tabi. zaten ben böyle bir şeye sadece Solovyov Lenin Neçayev gibi isimlerin işi olabileceğini anladım.  Oldukça kötüye kullanılmış Marksizm - Leninizm olmasını savunmuyorum. Sadece Ruslar bir felsefeyi ekonomi siyaset ve kültürün her türlü yönlendirici etkisine sokabilmişlerdir.
 Siyasetlerini değil ama felsefeye olan tutumlarını ve elbette yazarlarını imrenerek okuyorum.



15 Ocak 2016 Cuma

:)

küçücük ayaklarını hissetmek içimde
içimde tarifsiz duygular...

16 Kasım 2015 Pazartesi

İHTİMAL VE MUHTEMEL ŞEYLER




Geçenlerde her hangi bir yerde yayınlanmamış bir yazı....

Berna'nın zamansız ölüm ihtimali üzerine bir muhtemel anma yazısı..

Rahmetli kendisini Türkiye nin yaşayan en bahtsız yazarı falan varsayıyordu. Sağlığında yazdığı hiç bir şiiri yada yazısına kitaplaşalım teklifi gelmemişti. Hiç bir yayın evine her hangi bir yazısını da hüsnü kuruntusundan kurtulup gönderememişti. İyi bir kalemi var sanıp bununla ilgili büyük bir yanılgıya düşmüş olmaktan korkuyordu zira. Yani fikrimizce.. Aslında kör ölür badem gözlü olur hesabına öldükten sonra mutlaka ünlü olurum dediği çok olmuştu..  Neye yarardı ki peki? belki arkasından çocukları torunları falan biraz çorba içerdi..  Hesabı hep öldükten sonrası içindi. Neredeyse iyi bir insan olup mümkün olduğunca doğru yaşaya çalışması da öldükten sonrasıyla ilgiliydi. Sanki bir gün ölmek için yaşamıştı hayatı. Ne sonsuza dek sürerdi ki zaten, fani bir ömür daha.. Acımız büyük diyemeyeceğiz çünkü hesapladığı gibi giderse öbür tarafa yatırımı var .. Az yada çok. İdare etsin artık.
Kendisi için üzüldüğümüz tek şey şu edebiyat dünyasında boyunun ölçüsünü alacak herhangi bir fırsat bulamamış olmasından başka bir şey değildir. Bir şeyler olsa güzel olurdu çünkü. Nasıl da güzel gönlünce yazardı, yazdı mı , içi nasıl genişlerdi bütün dünya göğüz kafesine sıkışıp girebilir sanırdı. Sandığı gibi olmayan şeylerde olmuştu elbet, iyiliğe çok inanıp , çok az bulmuştu. Dünyada gereğinden az ve olması gerekenden çok daha fazla bulduğu şeyler hakkında konuşurken korkardı. Rabbi "sen yarattığım dengeyi beğenmiyor musun? " diyecek diye. Ama egosu olduğunu sanmıyordu Rabbinin. Sorulara açık fikri açık düşünmeye açık yarattığına göre , bu durumu da yadırgamazdı. 
Neyse . Bir gün elbet o kitaplar raflara dolacak mutlaka olacak diyen merhuma " sen gittin arkadaş kim basacak bu kitabı " diyecek oluyoruz ama ölüye saygıdan susuyoruz.
Sonuçta iyi insandı. Ne diyelim rahmeti bol olsun.  Ne önemi varsa? Ardından şu şiir dizeler kalmış;

ölümleri yarınlara bıraktınız
ertelenmiş yaşlanmış ve hasta
zordu vakitsiz vakitlerde erkenden ölmek
siz geniş zamanlar umuyordunuz
tövbe edip iyi bir insan olmak için

olmaya geç kaldınız 
yahut vakit olmadı...

Not: Bir dergi yazısından esinlenilmiştir :)

7 Kasım 2015 Cumartesi

KUTLU OLSUN " 7 KASIM "LAR

Gözlerimin derinine işlemiş bir bakış
Geçmiş ve gelecek sensizsem talan
Karışmıyor içim bir türlü
Mıh gibi ortasındadır ömrümün
Sevdan
O günü unutmaz hafızam
Tesadüf değil
Yakındadır sevgilim
Bildiğimiz tüm tatlı telaşlar

Uyuyoruz çiçekli bahçelerin içinde
Küçücük bir heyecanla büyüyoruz
Yinede içimde
Hep içimde sevgilim
O ilk gün ki heyecanlar

Kuşları gönder dünyaya
Çocuklara anlatsınlar
Bir masaldır bizim sevdamız
Evvel zamandan kalan


Çok teşekkür ederim hep yanımda olduğun için.. Hep aynı adam kaldığın için, çiçekler için, çorbalar için, gülmeler için, geçen iki yıl için. İçimi dulduran gözlerin için... Nice mutlu yıllarımıza sevgilim nice hayırlı haberlerimize :)


Sana geldiğim günler göğsümde kafesi açılmış kuşlar olurdu
İçim içimde fazla duramaz
Kendimi sana anlatırken bulurdum
Gülücükler eksilmez kahkahalara vururdu
O zaman
O araba beni hep aynı duraktan alırdı
Yıldızlar ve ay hiç susmaz şarkılar söylerdi
Tutar avuç içimi öper de severdin
Sen sevince şiirler bir denize düşerdi
Her zaman her şeye bir çare bulunurdu
Zaman bayram sekeri gibi çok tatlıydı
geçerdi
Ama güzel günler bitmezdi. .

Şimdi
Tüm bunlar en mutlunun yolunu yapmakmış anladım
Hayat seninle hep olmakmış
 yaşamak buymuş anladım
Ne mutlu bu güne sevdiğim



4 Eylül 2015 Cuma

TANRININ RüYASI

insanlarin bu dünyaya ve yaşama olan bağliliklarina hayranim. Nasilda tutunmuş dönüp duruyoruz ayni oyuncakta. Hiç sikilmiyor değiliz ama tam anlamiyla bir çöküş yaşadiğimiz sürece elini hiç birakmiyoruz gelecek kaygilarimizin. Evet evet büyük çoğunluğu nefes almaya devam edecekken gerekli olanlarla ilgili kaygilar. Aslinda bir gün yok olacağimizi bilmek bizi nasil oluyor da çilgina çeviriyorsa daha güçlü bağlar ariyoruz bu dünya içinde. Yaşamdan çok ölümden uzaklaşmanin derdindeyiz. Var olmanin değil yok olmanin sancisini çekiyor gibiyiz. Yok olmaya karşi çikmak için dayanikli maddeler satin alip duruyoruz mesela. Beton duvarli evler biraz demir biraz çelik sonra geniş topraklar deniz kenarlari hatta insanlari düşünceleri bilgileri elektrikli aletleri.. herkesin bu dünyayla olan ilişkisi aliş verişi farkli.  Karşiliğinda verdiğimiz şey zaten kisitli olan yaşam süresinin büyük bir çoğunluğunu para kazanmak için harcamamiza sebep olsa bile gözümüz bunu görmüyor. Nasil bağlanmişsak artik bu dünyaya nasil çilgina dönmüşsek ayrilma korkusundan..
 Neyse nadiren de olsa tüm bunlarin anlamsizliğinin içten içe farkinda olan insanlar da yok değil.   müsadenizle kendimi bu gruba dahil etmek istiyorum. Yine de yok olacağini bildiğim bu hayat düzeni içerisinde gerçek şeyler yaratmaya gayret ediyorum Mesela ben bu sebeptendir, yaziyorum.. ama bende bir çoğu gibi bir yanlişin içerisinde debeleniyorum galiba. insan tek başina var olmayan, (var olup olmadiği bile net olmayan; sonuçta Tanrinin rüyasi bile olabilir bu dünya ) nasil olur da her hangi bir şeyi tek başina var edebilir? üstelik edebilse bile istediği kadar sürdüremez. Varliğini bile (çabalamasina rağmen) sürdüremediği bu kadar gerçekken

UZAKTAN KUMANDALI ŞARK KUŞU

Aslında ben Masumiyet Müzesini bile okumadım.. Benim Adım Kırmızı, Kar ve son olarak Kafamda Bir Tuhaflık kitapları Orhan Pamuk romanları hakkında yeterince bilgi sahibi olmanız için zaten yeterli. Yok öyle değil. Yalan söyledim. Orhan Pamuk romanları yazarlığı ve tarzı hakkında bilgi sahibi olmanız için yaptığı konuşmaları aldığı ödülleri ve çalıştığı üniversiteleri biraz gözden geçirseniz bile istediğiniz bilgiye net sahip olabilirsiniz. Bu sebepten bu yazıyı gönül rahatlığıyla yazabilirim.
Aslında ben yazara, yazdığı tarza, hayal gücüne, yaşam şekline , diline, dinine, siyasi görüşüne öyle saygı duyan biriyim ki , bir çoğunuz benim kadar hoşgörülü değilsiniz. Orhan Pamuk'ta dayanamadığım şey Batı'nın istediği dille yazmanın karşısında ücret olarak aldığı ödülle, büyük harflerle yaptığı konuşmalara; Batı'nın kan emerek beslenen , tüm savaşlarının ve sömürgelerin su toprak petrol kavgalarının altında avucunu açmış düşenleri bekleyen bir canavar olduğunu ,silahların ve nükleer gücün gölgesinde insanlığa değil bencilliğe çalışan uygarlıklarından da biraz bahsedebilir mi?
Hiç bir zaman yapamaz bunu. Amerika'daki üniversite işine tek celsede son verilir sonra...
(Sonuçta bu adamların acımasızlıkları ortada )
Pekala Batının burjuva oyunlarının, oyuncularının kirli oyunlarının uyuşturucu kan samimiyetsizlik  kokan sokaklarını , her önüne gelenle kırışan çarşaflarını , bağımlı hasta ve soğuk insanlarını tasvirleyebilir mi?
Sıkar o biraz ...
Yine de yazarlığına hayran olmamakla haksızlık ediyorum galiba Orhan Pamuk'a. Çünkü hiç yaşamadığı Anadolu'nun ucuz mahallerini, küçümser dille aptala yatırdığı insanlarını, hiç görmediği yoksulluğu böyle ağdalı uzun ve ayrıntılı bir dille anlatabiliyor olması alkışlanası bir hayal gücü. Öyle ayrıntılı anlatıyor ki yokluğu yoksulluğu bir gülesi bir ağlayası geliyor okuyucunun, insanlar kendileri bile farkında değillerdir yaşadıkları sosyal sınıfın bu gri renginin. Kaçak elektrik kullanma hilelerine bile uzun uzun yer veren Orhan Pamuk'a " helal olsun be Orhan , baban da mı yoksuldu be oğlum " diyesi geliyor tam insanın , işte tam o anda benimde aklıma akşam 5 te mesai bitimiyle saatin sökülen zımbırtısının mesai başlama saatiyle tekrar takılmasıyla devam eden bu kaçak kullanım durumunu düşünemeyen Orhan'a, (bu defa kendisine) bir gülesim bir ağlayasım geliyor.
 ( yok kaçak elektrik kullandığımdan değil bende Tutunamayanlardan kalan bir genel kültür anılsaması)

Ayakta alkışlamalı bolca mekan tasviriyle dolu romanlarını yine de (mimarlık mesleğinin yazarlığına katkısı olsa gerek).. Evet evet Orhan Pamuk'a saygı duymam bir miktarda hayran olmam gerek biliyorum. Sonuçta bu akşam biraz Orhan Pamuk okudum da geldim buraya yazmaya başladım. Düşüncesine saygı duymuyor sam ne diye muhatap alıp yazıyorum değil mi* Lakin sevgili blog dünyamın insanları benim hoşgörülü olmam, bazı düşünceleri salakça bulma özgürlüğümü elimden almıyor.. alamıyor.. Belki de benim meselem subjektif görüşümle gerçekler arasında ki mesafeyle ilgilidir
Ve üzgünüm bunun nedenini kesin olarak bilmem pek mümkün görünmüyor galiba . (Henüz yirmili yaşlardayım kendimi daha iyi tanımak için biraz daha zamana ihtiyacım var.)
 Ben Orhan Pamuk hakkında çok da düşünecek değilim. Zaten benim üzüldüğüm şey; gavurları da yanıltıyor olmasi....
 

21 Ağustos 2015 Cuma

DİKEY VE YATAY MUTSUZLUK

Ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim


Mutsuzluktan söz etmek istiyorum 
dikey ve yatay mutsuzluktan
mükemmel mutsuzluğundan insan soyunun
sevgim acıyor..

ilaç milaç bok püsür
şuramda bir şeyler var
sahiden bir şeyler var
haykırmadan anlatamam...


Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
her şey naylondandı o kadar..

"ben ne güzel işerim güneşe karşı
arkamda medrese duvarı önümde çarşı

bir sürekli kaşınmadır yaşadığım
törelere ve alışkanlığa karşı"

üç kere üç dokuz eder bilirsin
birin karesi birdir
kare kökü de
bilirsin
"mutlu aşk yoktur"
bilirsin
ama baharda yada dışarda
sonsuz göğün altında
aşkın aşkla çarpımı
nedendir bilinmez 
garip bir biçimde
hep sonsuzdur..


hepinize iyi niyetle gülümsüyorum hiçbirinizle dövüşemem
siz ne derseniz deyiniz
benim bir gizli bildiğim var
sizin alınız al inandım
sizin morunuz mor inandım
ben tam kendime göre
ben tam dünyaya göre
ama sizin adınız ne?

benim dengemi bozmayınız


  ben insanım bu kaygılarım da geçer / yalan söyledim geçmez değişir..
                                                         

                                                         ustasın sabahları yapmada
en katı yoklukları koyarak insanın içine
akşamüstlerinde biraz gaddarsın
sular ve zamanlar kararırken...        



NUR İÇİNDE YAT SEVGİLİ UYAR....

“..turgut beni her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak, ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım…” (tomris uyar)

6 Ağustos 2015 Perşembe

DÜNYANIN EN GÜZEL ARABİSTANI

"Her şey atılıyordu. Bitmiş sigaralar. otobüs biletleri. kullanılmış pamuklar muayyen zamanlarda. tarifeler. yaz gümrükleri. gazocağı iğneleri. kötü çıkmış resimler. bir yatma. bir evin oniki yıllık badanası. bir tarih kitabı.kazanılmış bir savaş ve sonucu. bir anlamsızlık. ölü bir çocuk ve pabucu. kibritler . sinemalar. Ve"




Ah ellerim, ah beni hatırlayan herkes
Bir kötü romanda beşinci kişi gibiyim filan
Ve beni tanımayan herkes

Ben aranan bir şeyim bir parça Analjezik
sesim dükkansızlığın sesidir bir parça aralık
tahta kepenkli tahta kepenksiz bir parça aralık
Sokaklarda
Havralarda
Yataklarda 
Dünyada.

Turgut Uyar/ Büyük Saat

Uyar'ın doğum günüydü bir kaç gün öncesi unutmuşum... 
Şiirler içinde uyu Sevgili UYAR
Ben de ne zamandır;

Dünyanın En Güzel Arabistanı benim içimde gibiyim.

4 Ağustos 2015 Salı

KUSURLU ŞAİR

hangi şiirin içinde kendini aramaz ki insan
hangi hayatla düpedüz karşılaşır da
kendisine bir pay bir denklik çıkarmaz
hangi yenilgisi içinden geçip giderken başka şeyleri götürmez
hangi hüznü geçmeyen bir kabuklu yara kalmaz
ama yine de
sonsuz düşünce kuyularında
yana yana
döne döne yürümez mi insan
içinde ibrahimler olmaz mı bazen
aklıyla kalbi arasında yol edip kendine
derin bir medeniyet kurmaz mı
kimin gögüs ortasında geniş bir meydanı yoktur ki
dünyanın savaşından daha büyük savaşları
kanunlara uymayan bağışları
kural dinlemez duyguları
yıllarca sürecek kışları olmaz mı insanın
kusurlu taraflarıyla inandığı
kusursuz satırlarla anlattığı hikayeleri
büyüyüp durmaz mı
kavim içinde kavim
göç içinde göç
bildikleri yaralanıp durmaz mı insanın

şairse eğer.........





İçimde bir ibrahim yürüyor ne zamandır
sonu olmayan düşüncelerle dolu kuyular buluyor kendine


23 Temmuz 2015 Perşembe

GÖZLERİMDE

Yaşamım boyunca sıkı sıkı yapışabileceğim, kayıtsız şartsız bağlanabileceğim güçlü inanç arayışlarım oldu. Başlarda esnek baktım hayata, sonraları toplaya toplaya biriktirdim. Biriktirdiklerimi kendi içimde tekrar tekrar topladım. Sonuçta yaşamı anlamlı kılacak bir inanç ve değerli kılacak insanlar olmalıydı herkes için. Bir sokaktan diğerine, bir etrafa bir kendime, bir kitaptan diğerine bu sebepten koştum hep. Dünyayı ince ince kat ettim, gözüme ilişen her boşluğa derinden baktım, her kuyudan taşlar topladım, içimdeki her tele bir not astım.
Dönüp dönüp gözlerime baktım hergün. Gözlerime.. 
İçindeki boşluğu kader inancıyla dolduran gözlerime....

29 Haziran 2015 Pazartesi

GÜLÜMSE BİZE GÖKYÜZÜ

Belki de bu güne kadar "ben size hiç bu kadar güzel bir yanımdan seslenmedim." Hiç bir satırım hiç bir altın kelimem, hiç bir ünlemle dokunuşum bu kadar gönül rahatlığımdan gelmedi. Sevgili blog dünyamın insanları bir kadının bir göğse başını koyup, böyle büyük bir huzur denizinde boğulması, acı kederli insanı örseleyen her şeyden böyle kurtulması  ne büyük bir Tanrı hediyesidir. Düğün hazırlıkları sürerken hep korktum nazara gelir işlerimizin bu denli yolunda gitmesi diye, hep korktum her şey gönlüme yata yata oluyor diye yazmaya.. Gülümseyerek uyuduğum heyecanla uyandığım sabahları konuşmaya.. Bin şükür güzel geçen düğünümüze, bin şükür deli gibi eğlendiğimiz günlerimize.. Bin şükür güzel geçen balayımıza, bin şükür hayırlı evliliğimizin eşime getirdiği uğurlu haberlere.. Tanrım sana bin şükür.. Ben hala biraz korkuyorum yazmaya ayrıntıları , ben hala bir mutluluk sarhoşuyum ayılamıyorum.
  Benim için mutluluk; salon koltuğunda kahkahalarla dolu kahve kokusu, uyuyup kalınca açık unutulmuş film uğultusu, mutfak tezgahında şeker kavanozu, eşimden her akşam duyduğum bu gün seni özledim sözü... Gülümseyen gökyüzü... HER ŞEY İÇİN BİN ŞÜKÜR TANRIM



















15 Mayıs 2015 Cuma

TEŞEKKÜR EDERİM

Sevgili İlhan Abi, 
 Ben sana ne zamandır yazmak istiyorum aslında
  (zihnimdekinden habersiz olsan da, bu satırları okuyacaksın diye umduğumdan)
 ama içimi yarım açmaktan korktum da bekledim abi.
 Bu gün sana yazacak kadar yükseldi yüreğimin derinlikleri.
 Hüznün beslediği küçük şairlerden biriyim galiba abi.
 Sen benim kusuruma bakma ne olur,
yıllarca şiire direndim. Şairliği reddettim. Olmak istemedim.
 Ama insan olduğu şeyi saklayamıyor be abi.
 Dersen ki niye direndin saklamaya ;
 şiir yazmanın kaderim olduğunu anladığımda okuma yazmayı henüz sökmüş bir çocuktum ben,
O gün kaderimi değiştirmek istedim abi.
 Onu bastırdım gizlemeye çalıştım zaman zamandan da bıraktım.
 Hedef ettim kendime yazarlığı.
 Gel gör ki yazdığım kısa öyküler bile yer yer şiire dönüştü.
 Ne zaman yoğunlaşsam ve kapılsam romanıma bir şiir düştü.
 Dilimde pembe bulutlar uçarken de, dilimden bir kaç satır geçerken de
 kendi kendini şiirsel paragraflara dönüştüren parçalarım oldu.
 Sakladım kimselerden,
 kendimden...
 Sanatı yazı olarak gördüm abi,
 edebiyatı yazıda kıymetli saydım.
 Şiir zaten bir edebiyat yada sanattan öte,
 yaşama biçimiymiş anlayamadım.
 İnsanın huyuymuş şairlik.
 Yaradılışıymış. 
 Sen benim sevmediğim huyumu sevme sebebim sin abi.
 Sen; yazdığına kayıtsız kalamayıp, işaret ettiği yola yürüdüğüm sün.
 Bir ara senin oku dediğini okuyup
 senin beğendiğini incelemiş, hayatını didik didik etmiştim.
 Senin hece vezni kullanarak yazdığın şiirlerini garipsemiş herkes bir kuraldan bir yoldan geçer galiba demiştim.
 Senin dil anlayışın öyle benzersiz ve lezzetli geldi ki zamanla .. Sen bile UYAR'ı en iyi görürken 
Benim en iyim hep sen oldun  abi.. 
Ne zaman yıkılsam yazamayacak gibi olsam,
 kurudu
anlamsızlaştı sansam ,
 senin bir kaç satırın dimdik etti sırtımı abi.
 Senin sevdiğin UYAR'ın da dediği gibi ' mükkemmel  mutsuzluğundan insan soyunun, koşup sana gelişim' de olmasa ..
 Yaşayamazdım abi.
Benim dünyamda bu yoldan geçiyor
İster tekin olsun
ister belli belirsiz izlekler
ister damarlarımda kan olsun
ister boğazımda bir düğüm.
 Şiire dönüşebiliyorum ancak 
Senin bende hakkın çok. Helal et abi... Bazen olabileceğimi olamadan ölmekten korkuyorum. Yine de sen hakkını helal et abi

Evet hep açık gidip gelen ağzın içindi;
Gökyüzünün o huysuz maviliği içindi;
Elma kokan bir Türkçeyle konuştuğun içindi;
Ölümün sefil, kötü belleği içindi;
Her gün Pazar kurulan o sokaklar içindi;
Saçında uykusu kaçmış çiçekler ıslattığın içindi;
Çocuklar okuldan dönüyormuş gibi sesin içindi;

İşte bütün ama bütün bunlar için sana teşekkür ederim.


1 Nisan 2015 Çarşamba

BAZI MEKANLARINDA RUHU VAR

Bu başlık sevgilimin fikri, uzun zamanlarımızı geçirdiğimiz güzel bir mekanla vedalaştığını söyledi dün bana, benim de içimden 'Cemal Süreyya'nın şu dizleri geçti' dedim.. Sonra 'bazı mekanlarında ruhu var' diye mırıldandı. Yemek yerken ruh üzerine de biraz konuştuk aslında, ama şu ara her hangi bir konuda uzun uzadıya sohbet edecek enerjimiz yok. Biz bu ara enerjimizi güzel bir gelecek üzerine kullanıyoruz. Endişe edilecek bir durum da yok tabi, her hangi bir işi çözmek için birlikte olmamız yeterli... :)

"İyi kötü günler geçirdik
Çoğunca da iyi günler
öperim o günleri"

14 Şubat 2015 Cumartesi

CANIM SEVGİLİME


Yanarım üşürüM berbat olurum

hiç bir şeye yaramam
ama yine de seni severim
o zaman sen de beni sev.. Turgut Uyar


Her geçen gün daha çok yerleşiyorsun içiMe 
yazarak anlatmak zor oldu
Sana hissettiklerimi doğrudan ifade edebilecek
güzel bir söz söylemek için
on bin kitap daha okumuş olmayı isterdim
yine de az gelişmiş bir kaç kelime yazabilirim
Sen günü değiştirensin düşlerden öte
nasıl mı? 
Kimi günü yüz yıl, kimi günü bir an yapansın benim hayatımda
içimde çoğalansın sevgili.............

Seninle nice mutlu günlerimiz olsun ................... :)

9 Şubat 2015 Pazartesi

TARLA KUŞU





Ne aptallık durmadan biriktirmek.. Bir gün dünya da bırakacağın bir şeyi diyor" 
Şükrü ERBAŞ 


Çok haklı. Neyi ruhuma katarsam sadece onunla gideceği mi biliyorum. İçin de iyi niyetler taşıyan düşünceler karşılıklarını elbet değerler olarak alacaklardır. Umarım ruhumun tüm ağırlığı güzel ve temiz yaşanmış bir hayat olarak gider oraya... Bu dünya da öğrendiklerim ve yaşamıma kattıklarım ağırlığıyla yormaz beni umarım. Çünkü sadece öğrenmek değil mühim olan uygulamaktır aslında. Yoksa zaten aklın yolu bir. Herkes, hep, her şeyin farkında.... Uygulama bilinci, yüreği, karakteri var mı ona bakalım. Şunu soruyorum karakterinizde bir ilerleme yaptınız mı? Bir filozofun bir matematikçinin bir edebiyatçının kitaplarını çok iyi okuduğunuzu söyleyip övünebilirsiniz. Ama bu kitabı okumanız sayesinde ruhunuz daha yüksek daha özgür daha vefalı ve daha güzel oldu mu? Ruhunuz hiçbir şeyin engel olamayacağı kadar güçlü ve hiçbir şeyin bulundurulamayacağı kadar berrak oldu mu? Öfkeyi sızlanmayı anlayışsızlığı hayatınızdan kovabildiniz mi?İlkeler içiniz de yeşerdi mi? Öğrendiğiniz formül bir anlama dönüşüp hayatı çözmenize realist yollar gösterdi mi?
Değil mi?
Tahmin etmiştim...............

"Tarla kuşu, yağmur damlasından dünyayı içsin diye yazarız."

Şükrü Erbaş


26 Ocak 2015 Pazartesi

ıhlamur

birlikte bir ıhlaMur soluyoruz günlerce
pencere önüne iliştirdiğim mutfak masada
yağmura bakıyoruz öylece
yağıyor
ellerini koyuyorsun masaya
bizim hayatımızın ustası ellerin..

bir bir düşünceler geliyor şurama
dünyanın her yerinde
koca çarşılar açılıyor her gün
meydanlar hınca hınç gürültü doluyor
başka evlerin sarı ışıklı odaları
bir genç kızın içine bir akşam bir duygu doğuyor
seni sonbaharın sonunda
uzun kışlardan önce sevmiş olmamdan mı bilmem
dünyanın her yerinde insanlar ölüyor
kızıyor
kusuyor
payımıza düşeni tartışıyoruz hayattan
öğrendiklerimizi
ve öğrenmek istediklerimizi
ayak basmadığımız coğrafyaları
bir bir
konuşuyoruz
ancak ilerleyen saatlerinde günün
uzanıp birbirimize
dinlendiriyoruz
gün içinde eğilip çatlamış içimizi ....

15 Ocak 2015 Perşembe

USTA

Turgut Uyar kimdir dese bana bir gün çocuklarım...
Daha onu hiç okumamış daha yaşamda okuduğu yazarı anlayacak kadar yaşamamış çocuklarım
sorsalar
derim ki;
Tanrı ya şunu diyen kuldur,

"ustasın sabahları yapmada
En katı yoklukları koyarak insanın içine
Akşamüstülerin de biraz gaddarsın"

Ben bu satırları söylediğimde beni anlayacakları için değil, bir gün anladıklarında beni hatırlayıp gülümsesinler diye.. Belki de en sevdikleri yazarlardan biri Uyar olsun diyedir. Bilemiyorum

Tanrıyla kendi dilinde konuşan, yüreğinde varlığını teslimiyetle kabullenmiş. İsyanda gibi görünmesinin aldatıcılığı altında, ondan korkmanın keskin sivri köşesinden dönmüş ve rahatlamış bir insan Uyar... Ben yaşamım da onun çeyreği kadar yazar olur muyum? Gönülden geçeni bu ustalıkla kaleme dökebilir miyim? bilmem..
Yüreğim öyle çok mana ve cümle ile dolu ki.. Bir ömür bunları yazmaya yetmeyecek biliyorum. Bu gün yazmaya başlasam yüz yıl aralıksız yazabilirim. Dahası her gün binlerce yeni mana öğreniyorum.
Ama işte güzel dünya izin vermiyor kendimi onun yoruculuğundan soyutlamaya, yazan değil yaşayanların arasında büyütüyor beni.. Belki de " daha pişmen gerek Berna diyor "az pişersen tadı olmaz"  Ben nedense bir konuda çok şey bildiğimden emin olmadan, ahkam ve yargı belirten bir şeyler yapmaya hep çekinen biri oldum. Bu karakterimi nerede kazandım bilmiyorum. Bir faydasını görür müyüm onu da bilmiyorum.

  İnsanları ve hayatı olduğu gibi kabullenmeyi kolay başaran bir insan oluyorum böyle böyle...

Bu gün bazı edebi bloglar da gezinirken Senarist yazar Metin Kaçan'ın aramızdan ayrılışının üstünden bir yıl geçmiş bunu fark ettim. Karlı bir Ocak ayında yaşamına kendi isteğiyle son vermişti Ağır Roman'ın yazarı..
Türk Edebiyatına "fosil" olarak geçecek o enfes yapıtın yazarı. Kimi yazarlar gözlerini açtıkları sokaktan sonsuzluk yürüyüşlerine çıkarlar. Başka türlü çalışır akılları ve sistemleri ve yürekle aklın birleştiği yerdeki sorgulamaları... O günlerde çoğu kalem yargı divanı kurdu ama nedense şunu yakalayamamışlar;
        edebiyat ve felsefenin kesiştiği noktalarda kimi zaman oluşan bu korkunç sorgu dehlizlerini.. Ne kadar çok yazar takılıp burada noktalıyordu hayatlarını.
Hani bu ahkam kesen yazar kesim var ya mesela Puşkin'in tuttuğu notları ve anılarını okusalar bırakın Puşkin'i "p" yi telafuz edemezler biliyorum.
Bunca ağdalı sözün pirim yaptığı ve eleştiriyle yaşamı karıştıran bir toplumda ( atların koştuğu bu sirkte) ben bahçenin köşesinde sessizce açan çiçeklerden olacağımı biliyorum.
Ama mühim değil. Mühim olan benim yaşamdan ve yazdıklarımdan ne çıkaracak olduğum. Sizin o güzel edebiyat kurallarınız ve saptamalarınız ne zaman umurumda oldu ki?



3 Aralık 2014 Çarşamba

İYİ Kİ VARSIN SEVGİLİ

insanın kıyMeti sevgili
bir yüzü ezberlemekmiş
bende senle öğrendim
ve yaşam kuzey yarım kürede coşkun bir ırmak gibi akıp gidenmiş
cesaretini sevgiden alan
orta çağ meydanında geniş bir ağaçmış zaman
sana sarılmakmış
tanrıya aşkla uzanan
ibadetlere inanmanın yolu
ve
şükür seninle bir yıla
şükür seni bana yollayana
bi an ayırmasın bizi
benim her zaman
buymuş tüm duam...

İYİ Kİ DOĞDUN SEVGİLİ İÇİMİ KAN EDEBİYAT VE AŞKLA DOLDURAN TANRI ÜZERİNE ÇOK DÜŞÜNÜP BİZİ BİRBİRİMİZ İÇİN SEÇTİ BİLİYORUM..VARMAK NEDİR BİLMİYORUM AMA SEVGİLİ TÜM VARLIĞIMIN SANA AKMASINDA ELBET HAYIRLI BİR MAKSAT VARDIR.
İYİ Kİ VARSIN BE SEVGİLİ
İYİ KİDE VARSIN............


7 Kasım 2014 Cuma

SEVGİLİ...

Tek AşkıMsın..
Rüzgarın çarptığı bir pencere altında 
ilk kez konuştum seninle 
isimsiz köyleri
yüksek dağlara taşıyan bir şeydi
aramızdaki..
dünyayı bağışladık böylece
eğilip su içtim içimde seni biriktiren bir dereden
sonra sana doğru büyüyen bir ağaca dayadım sırtımı
nasıl acelesi varsa parmak ucumdaki kanın öyle bekledim 
saçlarımın göğsüne döküleceği günü
bir kuyunun sessizliğine yontulmuş şarkılar getirdim sana
Sana burkulmuş bir dalak
Tırnağa şarkı batıran bir ses
Köpüren bir sevda getirdim
masalları kıskandırır yaşadıklarım
martıların sesiyle karışık
anlatırım
her gece dinle beni

Not : Bu gün alın yazarının sahibi ne güzel bir virgülle seni eklemiş ömrüme bin yıl yaşasam doymam biliyorum. Bir yıldır şükrediyorum. İyi ki varsın sevgilim. Hep ol.. :)
Seni seviyorum 

15 Ekim 2014 Çarşamba

DUA

                     Damarlarına papatyalar doldurarak ,

                       bir serinlik olup dünyaya sokulmak.. / İsmet Özel



Bildiklerinden de ,
 dönmekten de vazgeçmeyen koca dünya;
yeni ritmler yeni müzikler dinlemek gerekiyor
bu romanı yazmaya
hep egzotik fantastik şeylere gidiyor kulaklarım
kalp atışlarım ve satırlarım arasında büyüyen toz pembe bir rüya
güzel şeyler var
bir sevgilinin sıcacık ellerini tutMak gibi
özlenen bir kardeş kokusu gibi
devam eden zamanda
nazara gelir diye yazmıyorum
gözlerinde gördükleriMi
Tanrım diyorum kelimeler içinde
sevdiklerimden de
yazmaktan da
ayırma beni......


17 Eylül 2014 Çarşamba

KEZBAN'A

Aslında doğum gününde yazacaktım tüm bunları ama dünya işte dönmekten de bildiklerinden de vazgeçmiyor. Hayat son sürat duygular getiriyor şu ara bana. Bi düşündüm ki bizi savuruyor da...Ah bilirsin dayanıklıdır ayaklarımız. Yürüdüğüm yollar senden önce de olsa üzerimde taşıdığım insan karakterimi gelmişimi geçmişimi bilirsin.. Söylemek istediğim şu ki; birbirimize geç kalmış dostluğumuz kısa sürede layık yerini buldu. Sen içimi derince açtığım nadir insanlardansın. Gülden'den sonra elimde dost diye en kıyak birde sen varsın. Teşekkür ederim sıcak gülüşün tesellilerin için. Makyajıma heyecanıma sıkıntıma ortaklıkların için. Yediğimiz ekmekler , içtiğimiz kahveler ve her falda kalbinden geçirdiğin iyi niyetlerini saydığın için. Sırdaşlığın paylaşlığın, arkadaşlığın için. Dilerim gittiğin yer yeni pencerelerini açar dünyanın,
 dilerim yüreğin de geleceğin de genişler aydınlanır. Sarı sıcak öğle aralarında kalabalık İzmir sokaklarında kahkahalar içinde yürümen bol olur dilerim. Allah doğruların yanındadır bilirim İçim senden yana rahat dünya sana güzel günler getirsin dilerim. İyi ki varsın ;)
                                                                                           

24 Ağustos 2014 Pazar

HİS

Rüzgarın sürüklediği bir yabancı yaprak
ve soru-safsata dolu bir dil olsam
taşlarım toprak toprak
dağılsam

geceleyin dikenli tarlada aydınlık ay olsam
yada bir ney sesiyle aniden uyanmak
uzun ve ince bir köy yolu olsam
yürüyene zulüm bir asfalt
kapı önüne iliştirilmiş bir çerkez adeti olsam
her gece uyanıp yatağından uzansan
ne bir hançer yarası
ne bir ağaç gölgesi
öldürmeye çalışsan beni

küller içinde bir göl
tepe başında bir yurt
okumak isteyene şiir

yine de sever misin beni
içinden geçen bir his olsaM?

12 Ağustos 2014 Salı

KARDEŞİME

Özenin yitirilmediği anne baba kurallarının ortasında...
koca adam olunca bile sabah aynı yatakta izlenen filmlere attığımız kahkahalarda..
 ocaktan gelen yemek kokusu...
 küçük odada unutulmuş açık televizyon uğultusu,
uykudan evvel mutlaka birbirimize geçtiğimiz kısa gün özetlerinde,
uykunun feri kaçınca kahve içtiğimiz aralık geceleri,
biraz sonrasıyla, acıktığımız zamanların arasında aynı bardaktan su içtiğimiz yemeklere,
terleyerek atlattığımız ateşli hastalıklarda her ne kadar abla olsam da, kardeşin başucumda sabahladığı nöbetler de,
harçlık birleştirip aldığımız Barış Manço kasetleri de,
floresanın aydınlattığı masada yapılan ödevler de,
okul bahçesinde her tenefüs birbirimizi mutlaka gördüğümüz pazartesileri de,
hiç kavga etmeden sona eren mahalle oyunlarımızda,
kaldırımların caddeye en uzak ucundan yürüdüğümüz günleri de
avucumda tutarım...





7 Ağustos 2014 Perşembe

aşk

Ne vakit azıcık sendeleseM
düşecek değilde şaşacak olsam
azıcık kızsam kırılsam sana
çok değil
hemen sonra
bir sözünle bir yürekli bakışınla
yeniden severim seni
yeni baştan
hızla geçer yeniden zaman
en baştan severim seni

21 Temmuz 2014 Pazartesi

rhineland...

Ah benim blog dünyamın insanları;
Yazmak öyle temel bir ihtiyaç gibi ki içimde
Sudan sebeplerden bile kelimeye bir sebep bulabilen ben
Bu akşam bir süredir yazdığım hikayemde bazı değişiklikler yaptım
Romanımı sona doğru bir adım daha yaklaştırdım.
Yazmaya başladığım ilk aylarda sürekli bu şarkıyı dinliyordum.

Bana ilham veriyor, konsantrasyonuma da oldukça iyi geliyordu...
Romanımdaki düzeltme ve eklemelerde farklı bakış açılarını görebilmek adına bir yıldır bu şakıyı hiç dinlemeden yazdım. Ama bu akşam hikayemin sonu için bu şarkıya yeniden ihtiyacım olduğunu fark ettim..

 Bu şarkıyı ilk dinlediğimde güneşin batmak üzere olduğu bir akşamüstü yemyeşil bir ovada yüzleri belirsiz bir kalabalığın içinde bir kız ve bir erkeğin birbirlerine sarıldıklarını, hatta kız uçuş uçuş etekleriyle dönerken, dans ettikleri bir sahne hayal ederdim.. Her hangi bir bulutun bile yeryüzünden geçmeyeceği sanılacak kadar büyülü bir sahne olurdu bu. Ama hayat izin vermezdi işte bu dansın sonsuza dek sürmesine.
Bir kurşun erkeği, kanlar içinde yerlere düşürürdü..
 kızın elleri ve gözleri kanla dolardı
yerlerde savrulan saçlarının arasından başını yukarı kaldırırdı genç kız;
 İnsanlara? Zamana? Tanrıya?
Bakardı..
 Ve rüzgar gözyaşlarını savururdu kameranın üstüne
karanlık karanlık karanlık olurdu sonra...
Yok benim hikayemde böyle bir sahne yok elbette. Çok karamsar bulmuş olabilirsiniz ama derin bir hüznü var şarkının. Ve dürüst olmalıyım ki bu hüzün beni çok besledi. O yüzden teşekkür havasında da olsa tarihe not düşmek istedim bu günü.. Romanım büyüyor ve ben şu ara çok Mutluyum...
Tanrıya bin şükretmek için kaldırdım bende başımı.. Herkese mutlu bir hayat diledim.... ;)

17 Temmuz 2014 Perşembe

TEŞEKKÜRLER...

Şu mahşer kalabalığına dönsem,
meydanları hınca hınç dolduran insanlara,
şu yemek salonlarını insan havuzuna çeviren
şu kravat takan
devlet dairesine yürüyen
ve elbette marka çantaları kollarında, ayakkabıcı dükkanlarını gezen insanlara,
dönsem ve desem ki
"durun..."
"durun " sizin bilmediğiniz şeyler var...
her gece yüreğime doluşurlar..
ne bir kırmızı gül ,
ne bir kafiyeli şiir kısalığında
öyle derin
öyle hür...
bir ülke bayrağı kutsallığında
içimde ülkeler oluşurlar
paylaşırlar toprak toprak sizleri..
sonra yazarlar ..
siz bilmezsiniz onları,
yaşadığınız derinliği daha yaşamadan hisseden..
hissettiklerini kağıda döken..
onlar evet,
     yüreği kalem tutan insanlar...


Uzun zamandır buraya günlük yazmıyorum galiba.. Öyle çok kendimle kaldım ki. Zor günlerden geçiyorum. Halimi anlatacak sözler; çok ağırdı, sizi yormak istemedim.
 Yüreğimin eleği yorgundu eleyip önünüze koyamadım. Şimdi de şuyum buyum diyecek halim yok maalesef... Ama bu akşam keyifli sözler okudum okuyuculardan.. 
Sanki anlaşmış, topluca bana iltifat etmişler gibi. Ruhumun yazan yerini okşadılar.. Yeni takipçilerim katılmış aramıza, hemde toplu olarak sosyal bir aktiviteye katılır gibi oldukça kalabalık.. Ne güzel geldiniz böyle bana.... Nasıl toplandınız? birbirinizi haberdar mı ettiniz?Bilmem.. Ama mutlu oldum 
Bloguma ödül vermiş hatta yetmemiş reklamımı yapmış insanlar var çok hoşuma gitti gerçekten... Öyle yüreği güzel kalemler var ki, öyle yetenekliler ki bir gün kitaplarını raflarda, çok satanlarda görmelerini diliyorum... 
Bunu kendimde dahil, kelimeyi kendine bir yaşam şekline dönüştürmüş ve yazarlık hayali kuran herkes için diliyorum... 
Bana ilk satırım dan beri inanan, 
benim tanımadığım o güzel dostlarıma, 
burada olan ,
sevgilerini gönderen 
ve aramıza yeni katılan herkese sonsuz teşekkürler...

14 Temmuz 2014 Pazartesi

ERZ

Bir Mahrem yüreğimin sularına kanıp
badireler atlatıyorum beyaz sebeplerden
muhtemelen o bile yorulmuş saçlarına
bir orta doğu meydanı takıyorum
sevgim baki kalıyor
gönlüm beyhude

kış tutMaz omuzlarından
maverahünnehir'e kadar
yarım kalmış yeryüzünü
imar için
yaşanılır kılmak için bide
ikimiz için
bu dünyaya şiirler yazıyorum

ışıkları söndür hadi
sana zifiriyi aydınlatan bir Masal anlatıyorum

düşünürsen İbrahiM'e el uzatan
bir Yaradan suresi kadar erz
yüreğime yerleştirilmiş bir cümle
çağ açıp kapanıyor habire
dudaklarımda seninle içilen bir çay keyfi ve
zaman geçip gidiyor parmaklarımızdan

ayrıntılarındaki ahengi bile alkışlarıM
bana baktığın zamanların
yaşadığımız yer neresi olsa düşünme
sırattan önce bir gezegen
gel seninle temiz bir nefes paylaşalım
söz, gözleri mahvediyor bak ağlarken
gel buz gibi kışlardan sonra
bir sahil şezlongunda oturalım
ve sen oturduğun yerden
bi sözle sarıl bana
zaten
ben
hazırdım buna

Ah! bir ikindi vaktidir yaşadıklarıM
çivisi çıkmış bir dünyanın
ardına sığmayacak
dolanmayacak ayaklarına zamanın
Ah! kalbimin sırça sarayını meşgul eden fikirler
hassasiyetimin; Ey aşk ortağı
bir söz söylüyorum sana
on bin virgülden...



10 Temmuz 2014 Perşembe

KIŞ UYKUSU

Film umduğundan iyi edebi diyaloglarla doluydu... Fazlaydı...  Cüretkar derecede felsefik , fazlasıyla objektif, korkunç derecede ayrıntıcıydı... Ama baştan söylemeliyim bu filmi izlemeden önce Antonioini, Bergman, Tarkovsky, Uzo, Çehov, Dostoyevski, Mozart gibi insanları bir parça anlamış olmak.. Hedonizm sürrealizm nihilizm biraz da burjuvazi akımlarının üzerinde düşünmüş olmak gerekmektedir.. Yoksa evet size film sıkıcı ve uzun gelecektir...
Sanat ve vicdan bir araya gelmiş desek yeri aslında
Yanan sobanın her aydınlığında Camus vardı.. Sheakspeare'in kibirli tavırları , Dostoyevski'nin yanan ateşte para yakan budala'ları vardı...Çehov'un küçük ve yıkıcı dünyası vardı..
Bu ülkedeki çoğu aydın insan gibi eşine kardeşine arkadaşına kiracısına yabancılaşmış bir Aydın bey vardı filmde. Dudak kenarı gülüşlerle kimi zaman bağışlayan kimi zaman yargılayan sözler vardı.. Kötülüğü sürekli boyun eğerek yenebileceğine inan bir Necla hanım vardı.
Dinsiz ve mağrur İsmail, ailesi için gururun her türlüsünü ezip geçmiş bir Hamdi hoca vardı. Babalar tanrı gibidir, tanrısına zarar vereni gözleriyle yok etmek isteyen küçük İlyas vardı. Hidayete erememiş Aydın beyin dalgınlığına zor katlanan Hidayet vardı. Kadınsız ve şiirsiz yaşamanın ağırlığıyla yaşlanmış Suavi vardı.

 Öyle bir zifiri karanlık sahnesi vardı ki (böylesini her hangi bir filmde görmüş olmazsınız) ahır önünde merhametli atlara verip tavşanlara göstermeyen insanlık vardı. Soğuk bozkırda bir nefesti Nihal ve gördüğümüz en itici karakterdi. İnsanlar arasında her zaman hastalıklı ilişkiler olacağı gerçeği vardı.
Aydın bey ve eşi Nihal ilişkisi kendi başına sayfalar dolusu konu edebilir o yüzden hiç girmiyorum.
Oldukça edebi sahneleri muhteşem diyalogları görselliği ve oyunculuğuyla çok fazla bir filmdi..
İçimi en çok acıtan sahne ise Küçük İlyas'ın babasını döven adamlarla aynı mesleği yapmak için matematik çalışmasıydı...
Neticede kalın bir Dostoyevski kitabı gibiydi...

8 Temmuz 2014 Salı

UZAY

Onu görMeden uyuduğum gecelerde
yastığımdan içeri bir uzay boşluğu olur uzanan
sanırım ki; kaybolup gideceğim en derininde
hiç var olmamış o boşluğun yamaçlarından
ama
onu görmek demek
hayata dokunmak demek hemde
şah damarımdan hallice
zaten genelde; onunla olmak
          yeryüzünden oldukça yüksekte bir yerde............


2 Temmuz 2014 Çarşamba

KEŞKE

bir kentin kıyısında
bir okyanus çukuruna yatmış
içimdeki geçici tren kazasıyla
hani şu ömür dedikleri
içinde çiçek yetişmez mağara nasıl da benzeşiyor
kentin en zonklayan
içime en sinmeyen haliyle
gece asfalta dökülmüş
derin bir türküyüm ben
yazıya geçirilemeyecek yanlarım var
ama yine de mırıldanmak isterken
dedim ki
kötülükte bile iyilik arayan ey büyük benlik
keşke seninle bu kadar benzemeseydik?

25 Haziran 2014 Çarşamba

BU...

Oraya ilk gittiğim gün kullandığım yoldan döndüm evime
bir umuda tutunduğum
o umutla hep aynı yolu tuttuğum
o yerden
aynı yerimden vuruldum yine
bu ikinci lig görüntüsüne rağmen
kazanacağıma inandığım
düşününce,
 derince bir çukurun içinde çırpındığım
bir daldan yere düştüm
düşmek tecrübeyle azalan bir acı olmadı daha
inancım körelmiyormuş hala
dedim ki; bu kadar kötülük hesapsız bir anda olmaz
insanlar benim bilmediğim bir yoldan egzersiz yapmış olmalı
zaman yine de
hala ve yine de
tatlı bir umutla yüzüme doğru esiyor
ve bu ışık
ve bu dinmek bilmeyen inanç
içimde bu derin orman
genişliyor
genişliyor
genişliyor.....





2 Haziran 2014 Pazartesi

MOR

güneşin her tonunun dünyaya yerleştiği
turuncu bir aydınlık içindeyim
gözlerimden geçiyor ağaçlar
doyamıyorum kuşlara
denize doğru bir yol gidiyor
tahta masalara oturmuş insanların arasından
biraz lacivert
biraz daha bakınca mor
düşünüyorum
üzülemiyorum o an ölüme bile
bir yerlerde balıkçı teknelerine doluyor insanlar
şaşkın öfkeli ve acılı
yaşanmış, yaşanacak tüm günlerin üstesinden
sanıyorum ki rüzgarla huzur geliyor
yollar geçiyor yüreğimin ceplerinden
ve sevgili uzanıp ellerimi yakalıyor
bir sahil yolunda
güneş kokulu bir masa
kalbimde demlenmiş her şey
bi an gözlerimin dolduğu
ardından kahkahayı patlattığım
içimde Mutluluk taşıdığım
şehir ışıkları
ve
bildiğim tüm şiirler
etrafa saçılıyor....


19 Mayıs 2014 Pazartesi

KIRIK AYAKLI AT

Şimdi kendime mermere duyarlı bir gök işliyorum
baş aşağı bir salıncakta tersten düşünür gibi
hatırını gözetme vakti içilen bir damla suyun bile
şevkini kırma anı cümlesiz günlerimin 
hayallerinde..
nasıl desem bilmiyorum
içime örülmüş bir durgun duvar
ne zaman kırmaya kalksam kuruluyor taraflıca
dallardan ırmağa sahip şu yapraksız ağaç
kırık ayaklı at, renksiz kuş, yılgın sürat
birikiyorum ufalanarak
nasıl desem inanın hiç bilmiyorum
gövdem de üreyen bin bir teferruat 
çoğaldıkça düz ve aşımı kolay
odasız arsız hayırsız 
merhamet mi müdafaa mı bende bilmiyorum
gözlerimden bir şehir olurum ancak
biraz duman biraz tütün
kalbimi karıştırdım 
bildiğim her şeyle bütün

17 Mayıs 2014 Cumartesi

GECE

Bu gece aklım bir boşlukta dinlendi
ve dinlendi zihnimin çekirdek yarısı da gün dönmedi...
Bir yakaya yasladım boynumu
tenimin, terimin karaladığı bu kente sustum
Ben ki düş kapanlarının ve
perdelere sızan güneşin arasında bile umut arardım
o yeri arıyorum dedim nereye koydun?
durdum
uçan halıların arasında bir ömür geçiyordu çok belli
soydum hüznü çatlaklarından
ve defalarca
baktım
yok bir türlü bulamadım
sonra kırılan ne varsa yumuşak bir tavırla kendimi okşadım
belki de
içimde devrilen sandallar
artık bir kıyı bulamadılar
hepimizi kral yapan bu saraylardan
mezbahalardan ve zamandan
yine de kaybolmayan o ince yerimi
içimde taşımak sandığımdan
sanılandan zormuş bunu anladım
bunu anladığımda
bütün bir yaşamı anlarım sandım
değilmiş
anlaşılacak değil
yaşanacak şeymiş....



12 Mayıs 2014 Pazartesi

HANİ

Hani en derinin paramparça olur da
sadece izlersin ya
hani hep aynı yerine vuruluyordur senin de
kopmuştur artık orası
belli etmezsin

onun orada çürüdüğünü
artık o parça olmadığından üzerine bir şey koyamadığını
belli etmezsin
ve hissettiğine fikrin yoktur
bilgin yoktur seni kurtaracak
ama üzgünsündür işte
daha ne kalır ki denilecek
sen ne dersen de
okusunlar seni
kimse içini bilmeyecek.....

Sevgili cümlegölgesi blogunda yazdığı bir kaç satırla bu şiire ilham oldu ;) 

HEP KOLAYA KAÇMA....

Mutluluk güzel ama şükür edebilmek zor
Sevmek güzel ama sevginin gerekliliklerini yerine getirmek zor
Doğru güzeldir ama her zaman ve her yerde savunabilmek zor
Bilmek güzel ama bildiğini aktarabilmek zor
İyilik yapmak güzel ama Allah için yapmak zor
Okumak güzel ama uygulamak zor
Tefekkür güzel ama Tefekkürde olmak zor
Dostluk güzel ama hoşgörülü olmak zor
Yargılamak kolay da empati yapmak zor
Kınamak kolay ama kusur örtmek zor
Bencillik kolay ama geniş yüreklilik zor
Kırmak kolay ama onarmak zor
Dağıtmak kolay ama toplamak zor
Sevmek güzel ama göstermek zor

CUYA/N

Kelimelerle meşkleşesim var .. 
Onları fütursuzca yayasım.. 
Yetmiyormuş gibi yorasım 
ve nihayet yığasım var! 
Kimine göre saçma
Kimine göre harika
Bir kelime yığıcısıyım ben
Kelimelerden kale yapıp dünyadan korunan ;)



Belki kış yeni bittiğinden..
Beklentiler belki
daha sıcak bir güne uyanmak isteğinden...

Yüksekteydim ve sert bir rüzgara uyanmak hoşuma gitmemişti.
Ellerimi dizlerimin etrafında birleştirerek oturdum. Güneşi sadece görüyordum. Hissetmek de isterdim.
Güneşi hissetmek? Burukça gülümsedim. Güneşin bundan haberi var mı?
Onun kendini hissettirmek gibi bir derdi? Dert benim. Benim onu hissetmeye ihtiyacım var...

Mevlana'nın bir sözü geldi aklıma
"Yalnızlıktan ümitsizliğe düşünce güneş gibi bir sevgilinin gölgesine gir...." Yürü tez bir Allah dostu ara böyle yaptın mı Allah senin dostun olur ( Mesnevi 2/22/'23)

Toparlan dedi içimdeki ses.. Madem kalktın güneşi gördün uyandın hala yolun var. Arayacaksın...Arayıcı sensin. Arayıcı? Dudak büktüm.. dudak bükmem hoşuma gittiğinden...Vay be Cuya/n ...

Saka içinde su olmayan kap peşindedir. Dülger kapısı olmayan bir ev aramaktadır (Mesnevi 6/1371)
İhtiyacınız olanı ararsınız ya da aratılan ihtiyacınız olandır.

Siz bilmezsiniz diyor Mevlana siz aramazsanız ona tesadüfen gidersiniz yada zorla gönderilirsiniz. Bir arkadaşım gönderdi. Tesadüfen gördüm... Bunlar sebep sözcükleri . Farkında olarak aramaksa bambaşka..
Hepimiz Arayıcılarız
Şu an hangi sıkıntı sizi nereye götürüyor?
Neyi arayıp bulmak gerekiyor?

10 Mayıs 2014 Cumartesi

DİYORUM...

Aşkı öyle toplumsallaştırmak istemezdim ama sevgiliM
Senin memleket sevginle de kayıslamıyayım hadi diyorum
Diyorum ama olmuyor da dediğim
işte şimdi sevgilim tam bu coğrafyayı bu coğrafya yapan unsurlardan biri oldum ben 
bu ülke kadar kanamış
bu ülke kadar yorgun 
bu ülke kadar hedef alınmış
ve yalnız kalmış dünya da''