MÜZİK

4 Aralık 2017 Pazartesi

BİN YILLIK MUTLULUK :)

yaşamın bir formülü  var mı bilmem sevgili
lakin bazı şeyler bir arada gerçek anlamını buluyor
tıpkı seninle yaşamak gibi
geniş bir meydan
uzun bir seyirdi
seninle orada aşk

orada dememe bakma
mutluluğun
acı nın ki gibi keskin bir tadı yok
acıyı çekerken ki gibi yoğun hissetmezsin sevinci
ancak geçtikten sonra
anımsadığında ne güzeldi dersin
seninle dört yılım geçti
otuz beş yılında dört yıl
ama bitmedi
dilerim çok uzun sürer
dilerim ne mutluyduk demeyiz
hep aynı değirmende döneriz

bilirim
hiç bişey aynı kalmaz zamanda
mutluluk bile değişir
nereden aklına gelirdi İrfan Aras gibi bir mutluluk
öyle ya
insan yaş aldıkça çok şey öğrenmeye başlayıp
sonuçta realist yollarla yaşıyor
oysa
benim yüreğimde hala atan sevginin
hiç bir formülle, yola ihtiyacı yok
aramızdaki ince derin güvenli ve kuvvetli şeyin
uzun bir ömür sürmesini dilerim
bir sarılmanla değişen herşeyin
bizim karşımızda şansı yok

ağlarım susarım kızarım
beceremem
düşüveririm kollarının içine

bin yıl yaşa canım sevgilim
bin yıl oturup sohbet edelim


OĞLUMUZLA BİRLİKTE NİCE GÜZEL YILLARA CANIM AŞKIM İYİKİ DOĞDUN İYİKİ



kış tutMaz omuzlarından
maverahünnehir'e kadar
yarım kalmış yeryüzünü
imar için
yaşanılır kılmak için bide
ikimiz için
bu dünyaya şiirler yazıyorum


26 Eylül 2017 Salı

BERNANIN GÜNÜ

Canım blog uzun zamandır yazamadığımın yazınca da eskisi gibi olmadığının farkındayım. Ama ben hala son bildiğin gibi son derece yoğunum.. Uykusuz 17 ay oldu bunu böyle söylemek ne kadar kolay ama yaşamak çok yıpratıcı Rabbime şükür oğlum için uykusuzum o biraz bana anne sütüne bağımlı olduğu için uykusuzum bundan yana şikayetim yok. Ama gerçekten bedenen çok yıprandım sanırım. Hayatım o kadar değişti her anlamda artık eski ben değilim. Duygusal düşünsel yaşamsal ne varsa değişti. Zaten evlilik bence insanı hayatını bakışını duygularını davranışlarını onursal ruhsal kişisel değerlerini son derece değiştiren bir durum. En azından bence öyle. İnsanız insan değişmez mi? Elbet değişir . Ama bu kadar çok mu değişir ? Bu kadar farklı yönlerde hepsinde aynı anda bir anda mı değişir? Önceden bunu böyle söyleseler dinler geçerdim. Oysa yaşamak bunu öyle büyük bir olaya dönüştürüyor ki.. Neyse herkes kendi yaşamında kısmetinde bu ve bunun benzeri değişimleri yaşar belkide. Söylemek faydasız insan yaşamadan asla evlat sevgisinden haberdar olamaz. O o kadar farklı ki korkunç derece büyük kendinizden ve bildiğiniz her şeyden büyük. O kadar güçlü ve etkili ki dünyadaki hiç bir aşkla asla kıyaslanamaz. Bu kadar büyük bi duygunun en kötü yanı endişeleri tabi. O kadar büyük sevginin bu kadar büyük endişeleri  taşıması  normal tabi. Öyle büyüdü ki miniğim öyle tatlı oldu ki. İnsan hastane odasında; ki benimki doğumhanede onu bana verdiklerinde olmuştu
Bi an eşşekten düşmüşe dönüyor. Ne yapacağını bilmeden garip bir karmaşa içinde kalıyor. Devamında lahusa depresyonuna çok yakın durumlar yaşadığım doğru. Bence bütün kadınlar yaşar ama kimseye söylemek istemezler. Zor günlerdi ama miniğim sayesinde onun tatlı büyümeleriyle geçip gidiverdi. Sonrasında işler daha kolay olmuyor tabi. Gerçekten günde 20 saatimi ona ayırıyorum Abartısız . Nasıl niye bu kadar demeyin size binlerce şey sayabilirim. Ki şuan bunları yazacak bile halim yok. Bu günden örnek vereyim siz anlayın sabah emzirme alt alma meyve püresi hazırlama tekrar alt alma oyun oynama ortalığı toplama buzdolabını temizlemeye çalısma bişey yeme ardından İrfan Arası yıkama 1 saat uyutmaya çalışma o uyuyunca ütü evi süpür mutfağı topla duş al uyansın emzir alt al oyun yoğurt çorba aksam yemeği yap yemekten sonra yatak odası camını sil perdeleri yıka toz al 3 makine çamaşır ser defalarca emzir oyna uyut kucağımda sırımda gece  2 gibi sonkez uyuduktan sonra sabah 9 kadar toplam 40 50 arası uyan :) işte böyle yazmak okumak düşünmek bile zor Allah beterini vermesin bunları versin ben razıyım şükrediyorum Can oğlum ve eşim İyi ki var :)

14 Mayıs 2017 Pazar

ANNE

Ben henüz 1 yıllık bir anneyim.. Dünyanın en muhteşem seyi der her anne ama öyle söylediklerinde anlamazsınız anlamanızın tek yolu anne olmaktır. Ben iyiki bir kadın olarak dünyaya gelmişim ki bu kuvvetli ve eşsiz duyguyu yaşamışım diye düşünüyorum. Ama bu kadar kuvvetli ve büyük bir sevginin kötü yanları da var tabi. Bunlar bitmek bilmeyen endişeler ben ilk defa oğlum doğduğunda dünyanın ölümlü bir yer olmasına çok üzüldüm. O; bin yıl sonsuz yıl sağlıklı ve çooook uzun bir ömür yaşasın istiyorsunuz. Hep mutlu hep şanslı ve muhteşem bir hayatı olsun. Dünyanın böyle olmadığını bilmek sadece anneyseniz korkunç gelirmiş insana. Endişeler hiç bitmezmiş. Uyumadı yemedi hastamı terli mi bunlar hayatınızın en büyük sorunu en tarifsiz derdi haline dönüşürmüş. Rabbime bin şükür İrfan Aras için. Çok şükür. Çok teşekkür ederim Rabbim.




MAŞALLAH DEYİN KUZUMA :)

19 Nisan 2017 Çarşamba

Bazı şiirleri alkıslamak gerek

sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen 
herkesin perde perde çekildiği bir akşam 
siyah bir su gibi yollara akan yalnızlığı öpüyorsun 
ağzında eriklerin aceleci tadı 
elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası 
bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun. 
yağmur her zaman gökkuşağını getirmiyor 
aralık kapılarda bekleyişin çarpıntısı 
bir kadının eksildikçe ömrüme eklenen 
uzun gecelerini, solgun gövdesini öpüyorsun. 
uzak dağ köylerine vuran ay ışığı 
kerpiçlerden saraylar kuruyor yoksulluğa 
ne suların ibrişimi ne gökyüzü ne rüzgâr 
sen bende gittikçe kararan bir halkı öpüyorsun. 

sakarya caddesi'nde sarhoşlar 
rakıyla buğulanmış kaldırımlarına gecenin 
yüksek sesle bir şeyler çiziyorlar. 
yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum 
uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun. 
örseler acıyla düştüğü yeri 
susarak büyüyen adamların sevgisi. 
ağzında pas tadıyla bir inceliği söylemek 
bir gülünç içtenliktir, gecikmiş ve ezik 
sen bende yanlış bir ömrün tortusunu öpüyorsun. 
insanın zamana karşı biricik şansıdır aşk 
onca kapı onca duvar içinde bulur aynasını. 
sen bende neleri öpüyorsun biliyor musun 
herkesin simsiyah kesildiği bir akşam 
yıldızlarla yedirenk gökyüzünü öpüyorsun. 

sen bende, gözlerinin anne ışığıyla 
bir solgunluktan doğan kocaman bir çocuğu öpüyorsun. 

Şükrü Erbaş

11 Mart 2017 Cumartesi

CANOĞLUM

Canım blog hayat yorucu zor uykusuz benim için. Minik canavarim hastaydı diş çikardı uyudu uyandı kustu altını kirletti acıktı oyun istedi derken derken .. hatta yaklasık 9 aydır uykusuz ben sana yazmayı bırak kendime 10dk ayıramaz oldum. Bide büyüdükçe bana bağımlılığı artti ki sorma sürekli pesimde sürekli kendini acındırmaya çalısmalar sürekli benden ilgi oyun sevgi beklemeler  😊 ama tükendim bea... bugün annem ve teyzem bendeler misafirlerim uyudu benim canavarım uyudu eşim uyudu ama galiba 9 aydir bu saatte yatak yüzü görmeyen ben uyuyamadım. Alıştım galiba az uykuyla yaşamaya. Neyse benim minik oğlum can oğlum öyle tatli öyle boncuk oldu ki sorma valla nazardan korkuma fotograf paylaşmıyorum yada birkaç ay onceki hallerini paylaşiyorum bol maşallah bekliyorum blog dünyamın insanları ve diyorum ki elbet bugünler gececek yine yeniden yazmaya burada yaşamaya devam edeceğim. (Imla hatalarından dolayı özür cepten yazıyorum bu klavye ile zor yazıyorum) MAŞALLAH SÜPHANALLAH 😊🍬🎡







14 Şubat 2017 Salı

CANIM'A

SEVDİĞİM

Şuanda İrfan Aras örümceğinin içinde gelip gidip bana çarparken onu kucağıma almam için mızıldanırken hastayken dişleri kaşınıyorken sana yazmak çok zor. Üstelik bende hastayım çook yorgunum 9 aylık bir uykusuzluk ve dahası... herşeye rağmen herzaman iyi ki seni tanıdım iyi ki benim kocamsın iyi ki sevdiğimsin sevenimsin , iyi ki dostumsun en büyük şansımsın sen muhteşem bir eşsin.. Oğlumuzla sağlıklı mutlu bir ömür nasip etsin Rabbim. Seni Çok SEVİYORUM Canım Aşkım

15 Aralık 2016 Perşembe

GEÇ KALINMIŞ BİR ŞİİR

Dün bir yıl daha büyüdün sevgilim
Bir fani ömür işte yaşadığımız 
Içine derin anlamlar kattığımız
Uyuduğumuz çalıştığımız kahkaha attığımız
Ne kalir geriye yüz bin yıl sonra
Bu ev gün gelir yıkılır
Bu koltuklar bu halılar yok olur
Perdelerini açtığımız her pencere
Sana çorbalar pişirdiğim bir tencere
Carsaflar yastıklar umutlar
Gözlerimizin ışığı
Yaşama sebebimiz
Inanclarimiz
Sana her kapıda sarılmalar
geçer de gider
tozu kalmaz soluduğumuz havaların
ama sevgili biz vardık
yaşadık
 sevdik diyebilmek için
diyebilmek için
şu meydana şu dünyaya şu hayata
sığdırdık 
bu sevdayı
diyebilmek için yazıyorum
biz yok olsak da
yok olmayacak herşeyi
seni seviyorum
 yazıyorum...




7 Kasım 2016 Pazartesi

KUTLU OLSUN 7KASIMLAR

sevgilim
karşılaştığımız o küçük masada hatırla beni 
kuzeyden gelen bir şiirde ortada dursun
aramızdaki yazıların 
kitaplardan güzel
şiirlerden fırlamış kelimeleri
ve güneş her sabah çok erken doğsun
o güzel film seansları 
her akşam ki şarkılar
bu rakı masaları
şu güzel kanepe 
hep sarsın bizi
bırakma içimizin sevmeyi düstur edinmiş kafiyesini
Çünkü zaten en kıymetli yanı
Şu ömrümün
bir an susmakla
Çok konuşmak arası
Bin muhteşem sana sarılma duygusu

Canım kocam sevgilim aşkım iyiki 3 yıl önce bugün 😊 tanıdık birbirimizi
 iyi ki baktık
 iyi ki gülümsedik
 iyi ki sarıldık
 iyi ki evlendim seninle.. öyle mutluyum ki Rabbim bizi her kötüden korusun nazarlardan korusun
Öyle tatlı öyle komik öyle canımın içisin ki seni hep seviyoruM çok seviyoruM



27 Ekim 2016 Perşembe

SEVGİLİ BLOG

sana bu satırları
   hızlı yazmamın gazabına uğrayacak olan yazım kurallarına bakamayacağım bir noktadan yazıyorum sevgili blog. beni artık mazur gör. şu anda diş çıkarmaya uğraşan bir canavarın çenemi burnumu ağzına sokma çalışmaları altındayım.
günlerdir kelimeler konular şiirler zihnimde.. ama gel gör ki şu makinayı açmak telefondan girmek iki satır yazmak ne mümkün.. 24 saatimin 20 saati dolu kalan 4 saatte de 20 saatimi ayakta geçirebilmek için bölük pörçük uyuyorum. bide derler ki evlenince çoluk çocuğa karışınca kadınlar yazmayı azaltıyor. nasıl azaltmasınlar ? neyi azaltmıyorlar ki ? aynaya bakmayı azalttım kitap okumak yok film izlemek yok hatta bilenler bilir peynir yemek bile yok. öyle yokluk içinde böyle güzel bir varlık.. dünya güzeli
biliyorum büyüyecek bu sürekli ilgi bekleyen günler geçecek minicik bir bebekten güzel bir adama dönüşecek. öyle tatlı ki, candan tatlı .. öyle başka ki öyle güzel ki dünyadan güzel
anne olmak öyle muhteşem öyle muhteşem ki insanlar evlat başla dediklerinde anlamak imkansız ancak yaşayan anlarmış. günler nasıl gece nasıl sabah belli değil. bu günlere bin şükür
şimdi minnağımın bir kaç resmini koymak istiyorum bol bol maşallah bekliyorum çünkü maşallah dediğim gece sabaha kadar uyumuyo bide demesek ne olacak gibi oluyorum. delimisin diyeceksiniz batıl inanç diyeceksiniz ama vallahi öyle bol maşallah bol dua bebişime . Rabbim herkese nasip etsin inşallah :) genelde biraz daha küçük halleri ama idare edin artık :)












29 Eylül 2016 Perşembe

ANNE OLUNCA ANLADIM

ben sanıyordum ki anne olmak evlat olmak gibidir. değilmiş
ben sanıyordum ki anne evladını evladın anneyi sevdiği gibi sever. değilmiş
evlat sevgisi öyle bir şey ki herhangi bir sevgi ile kıyaslanmaz gece yarısı aylardır uykusuz halimle nefes alış verişi değişse, küçücük kolu kıpırdasa, azıcık mızıldansa yatağımdan fırlıyorum..
onsuz bir gün düşünemiyorum.. onu çok seviyorum onu çoook çooooook çoooooooook seviyorum.
yaşam kaynağım
Rabbim onu hep korusun
ak sakallı dede olsun torunları onu çok sevsin
güzel ömrü olsun
Allahım nazardan kötüden kötü düşünenden korusun

3 Eylül 2016 Cumartesi

Berna'dan

Sevgili blog dünyamın insanları hayat zor telaşlı yorucu ama anne olmak çok güzel...
Hep yazmayı istedim bir kücük canavar sayesinde fırsat bulamadım. Pek cok seý oldu gectigimiz haftalarda Irfan Aras sadece benim sütümle besleniyor ve ben bir süre önce onun bir rahatsızlıgı oldugundan şüphelenmistim ki protein alarjisi oldugu anlasıldı son yıllarda bebeklerde sık sık karsılasılıyormus ben cok üzüldüm tabi sonucta protein dietiyle yasamaya basladım oglum için resmen açım... neden mi süt peynir yogurt yumurta dana et sucuk sosis tereyag margarin krema ve icine azda olsa bunlardan girmis hersey ve kabuklu çerezleri hayatımdan attım peynir altı suyu bile olmamlı yediklerimde yani kraker biskuvi pasta kek dondurma cikolata herhangi bir seker yani herhangi  birsey herhangi bir tatlı yiyemem... tuzluda... herseyde var cünkü ... iste hayat böyle şu ara nerdeyse tahılları bile kesecektik ama cok sükür artik iyi
Büyüyor
Öyle tatlı ki öyle güzel ki masmavi gözleri var bembeyaz bir bebek ben göçmenlere benzemiyorum ama oğlum tam bir göçmen torunu oldu 😊
Beni artık tanıyor gülüyor oynuyor
Allahım hayırlı sağlıklı ömür versin ona
Amin..

26 Temmuz 2016 Salı

OLSAYDI

bende başkaları gibi içi dolu dolu gelseydim
inanın bunca kitabı 
hiç okumazdım
ve eğer becerebilseydim
öyle de yaşayabilmeyi
hiç şiir yazmazdım
bir kelime yetseydi anlatmaya
dilimi ısırır 
konuşmazdım
ve tüm ortadoğuyu soluksuz koşsam
bir an bile durmazdım
kuşlardan utanmasam

ŞİİRİ HAYATTAN KURTARMAK

hayatıma hayat diyemem artık
sarı yazgım her sonbahar onu
biraz daha fazla, ömür yaptı

ıslak unutulmuş bir taş bezi gibi kala kaldım kendimin ucunda
öyle ıslak
öyle kötü kokan
yırtık
ve perişan

keşke gölgesine razı bir fesleğen olsaydım...


BATMAYA DA RAZIYIM ARTIK, BENİ ANLA
YETER Kİ SEN BENİ 
HİÇ YAZAMAYACAĞIM BİR ROMANIN KOLLARINA ATMA.

ben şiirin nefer taşı
büyük bir Amerika keşfettim ruhunuzda 
ben başarının Kristof Kolombu
ne duruyorsunuz hadi alkışlayın..

kime ne de da ları ayırmasam
noktalarda durmasam

NE DİYECEKTİN NE SÖYLEYECEKTİN 
ŞAİRLERİN ŞAHI OLSAN
BİR AH'DAN BAŞKA

DİDEM MADAK ŞİİRLER İÇİNDE YAT...

14 Temmuz 2016 Perşembe

BERNADAN

Sevgili blog dünyamın insanları size bu satırları yeni bilgisayarımdan yazıyorum canım eşim size telefonumdan yazmanın dayanılmaz zorluğundan kurtularak yazabilmem için bana bir laptop almış aslında çok şaşırdım ve çok mutlu oldum çünkü kendi pc ni yenilemek için bilgisayar araştırdığını sanıyordum neyse hem sürpriz oldu hemde çok güzel oldu
 Bu günler öyle yoğun geçiyor ki, anne olmak hem harika hemde çok zor bir meziyetmiş bunu öğrendim çünkü canım dostlarım sizi her saat her an yanında isteyen tamamen size muhtaç olan siz olmasanız aç kalan ve ne zaman acıkacağı, kusacağı, uyanacağı, uyuyacağı, güleceği ve ağlayacağı belli olmayan ufacık bir şey sürekli kollarınızın arasında duruyor...
Lausa dönemimi biraz zor geçirdim galiba aslında neredeyse bütün kadınların yaşadığı fakat gizlediği bu ruhsal sıkıntılarından utandığı bir toplumda, bende lausa sendromunun azıcık üzerimden geçtiğini kimseye söylemedim sayılır. Öyle çok siddetli değildi ama sık sık ağlama, herşeye alınma, uyuyamama, kasvetli ve sıkıntılı hissetme duygularıyla dolu bir 40 gün geçirdim. Ve elimde bir yığın karmaşık duygunun yanı sıra bütün kalbimle nasıl bu kadar çok sevdiğimi bilemediğim oğlum kaldı.
Eşim çok destek olmasa belkide çok kötü durumlara dönüşebilirdi bu halim. 
Neyse ki sıkıntılı hallerim değişime uğradı fakat iki satır yazacak zamanı zor buluyorum hala. Ama elbette bu sevimli maviş oğlan büyüyecek şimdiden 2 aylık oldu bile, zaman geçecek ve ben yeniden kendime geniş zamanlar ayıracağım. Bu arada hiç yazamayacak değilim elbette. Aslında bana ilham veren bazı satırlar not alınmış, bazı yazılar ve şiirler taslaklara kaydedilmiş bekliyor beni. Bazı edebiyat dergilerini de gece yarısı oğlumu emzirirken okumuyor değilim. Ulus Baker yeni yazarım yakında hakkında yazarım biraz, onu araştırıyorum fırsat buldukça okuyorum. okumak demişken Elif Şafak SİYAH SÜT içinde bulunduğum durumu en iyi anlatan kitaplardan biri olarak bu 40 gün içinde bana pek destek olmuştur. Favori kitaplarım arasına da girmiştir.
SEVGİYLE KALIN..

7 Temmuz 2016 Perşembe

MAVİŞ'E

Dünyanın en güzel mavisidir
Gözlerinde kaybolduğum
En derin
En anlamlı
En sıcak dokunuşumdur tenine
Ellerin
Ah kokunu anlatamıyorum bile

Bir şiirdir benim oluşun
Hergün
 her gece
Seni herhangi bir aşkla kıyaslamak
Seni bir yazıya sığdırmak
Rabbime giden bir yol gibi

İnanmak istersin
Ölümsüzlüge
Sen yüreğimin meydanında
Bir kahramansın
Atan kalbimsin
Soluğumsun
Bir gülüşüyle öldügüm
Canım oğlumsun...
Evladımsın

27 Haziran 2016 Pazartesi

Süzgec

Kendimi ilistirdim o kapinin kulpuna
Henuz cikamazdim icimdeki durumdan
Hersey sogur
Herkes durur
Hepsi gecerdi sonucta
Gereginden fazla donmustu belkide dunya
Ben yine de
Dünü süzgecimden gecirip
Anlamis olmayi dilerdim
Oyle zor ki ardına birakmak

Yok bu degildi
Ardina bakmak
Sanki o nefes alan
ben degildim
O zaman orada

Ici kırılırmış gecelerimin
O yürüyüp
O kosup
O nefes nefese duran benmiyim burda
Tanrim
Izin ver inanmama
Iyiliklerin gucune
Cok degil
Bir siir daha ..

Kalemimin kırıldığı bir gündeyim
Gel de şimdi inanma
Bu yazıların da burada biteceğine

Beni unutma

Beni unutma
Cünkü ben de bitmek üzereyim

Yağmurlar yağmak üzere
Şimdi uyan
Hepsi bir rüya

14 Haziran 2016 Salı

Günlerin içinde

Sevgili blog dünyamın insanları..
Bu gün hissettiklerimi yani gecen şu günlerimi size yazamanın, anlatmanın, bir kelime bulmanın, herhangi bir tarifin, (yaşamayana) tarif etmenin bir imkanı yok..
İnsan olmak öyle kolay iş değilmiş. Et kemik ve ruh her zaman kolay kontrol edilemezmiş.
Tanrı bana bir melek vermiş kucağımda uyuyan ve bir eş vermiş dimdik sırtımı tutan..insallah güzel bir gelecekte vermistir ona ve bize..
Mutluluktur peşimizi kovalayan
Ama yine de bugün yazamak zor
Uzun yıllara ihyiyacı var bugünlerin..

26 Mayıs 2016 Perşembe

OĞLUM'A

Oğlum
Gün boyu seni kucağımda tuttuğum
Bu emzirme mesafesi icinde
Henüz 10 gündür
Yasıyoruz
Bende seninle aynı mesafede büyüyorum bak
Eskiden 30 lu yaşlar anne olmak için ideal derdim
Ama şimdi
Şu kısa ve tek biletlik ömürde
Niye diyorum
Babanla daha önce tanısmadık ki
Mesela 10 yıl önce gelseydin kucağıma
Bak şimdi 10 yılı eksik bir ömür geçti
Ama bin şükür seni verene
Bu günde bin şükür
Yarın da
Dün de

Ama iste kucağıma alınca seni
Şu 10 yıl öyle dokundu durdu ki içime..

Benim köy türküsü gibi
Unutulmaz kokulu oğlum
Aramızdaki bu ķücük ama ķıymetli mesafe
Dilerim
Çok güzel günlerle dolsun...

NOt; Sana bir sır vereyim gönlün rahatca büyü  " baban öyle bir baba ki, hayatta herseyin bir caresini en iyisini bulur :)

5 Mayıs 2016 Perşembe

Dualar bizeeee

Ogluşumu bekliyorum saglıkla insallah herkes çok dua etsin bize

23 Nisan 2016 Cumartesi

23 Nisan Kutlu Olsun :) yok böyle bir şiir :)


7 Nisan 2016 Perşembe

Ben seni nasıl sarıp nasıl seveyim..


21 Mart 2016 Pazartesi

........


22 Şubat 2016 Pazartesi

KENDİME

sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa
açar okursun
olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun
Şuraya bir cümle koydum.
Bırak acımızi birileri duysun

Hem zaten şiir niye var?
Dünyanın acısını başkaları da duysun
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun.
Olur ya biri alır okşar, biri alnından öper
Az unutursun
Buraya tabiatı koydum. Ağaçları suyu ovayı dağı
Onlar bizim kardeşimiz
çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun
Buraya küçük mutlu güneşler koydum
Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.
Buraya bir inanç bir inat koydum
Tut ki unuttun, tekrar bak
o inat neyse sen osun.
Buraya yolun yokuşunu koydum. (iyi) Bildiğim için o yokuşu
Zorlanırsa nefesin, unutma (senin) ciğerin kendini en çabuk onaran organ
valla bak aklında bulunsun.
Buraya umutlu günler koydum,
Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kim bilir birazdan uzanıp dokunursun.
Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun.
Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun
N'olcak ki bırak patronlar seni kovsun
Buraya bir tutam sabır var.
Kendiminkinden koydum bir parça
lazım oldukça ya sabır sabır dokunursun.
Burada güzel çaylar var
Bu aralar senin için çok önemli ıce tea , gazoz frappe lar
Demlersin maksat midenin gönlü olsun
Şuraya müzikler Bach dinle falan koydum
Ama müzik konusunda sen benden daha iyisin koklayıp buluyorsun
Buraya silkintiotu kodum.
Kırk derdin bir arada canına yandığım,
kırkına birden deva olsun


Gece gece Birhan Keskin şiirleri okursam......

13 Şubat 2016 Cumartesi

ÇÜNKÜ

çünkü baştan sona kötülük ve yorgunlukla dolu şu dünyada
en güzel olan
her sabah seninle uyanmaktır benim için
ve elbette günleri bir biri ardına deviren kahkahalarımız
hiç bitmeyen film akşamlarımız
kapı önü sarılmalarımız
acı tatlı anlarımızdır
elime hep kalan

çünkü el ele yürüdüğümüz yollar
gece sohbetlerimiz
tatlı heyecanlarımızla dolu şu dünya
çünkü seninle kalabalık olur bu ev
bu yürek seninle bütün
bu bebek odası seninle aile
bu hayal seninle gerçek
çünkü güzel olan her şey seninle
ve yine der içimden bir ses
seni öpmek ilk günkü gibidir hep yine
 çünkü senle bir parçayım ben
başka yerde arama
hep şurandayım...

canım sevgilim , her zaman bin yıl benimle ol, bana sarıl benle konuş bana bak yine..
Allahım nazarlardan kötüden kötülükten dilerim hep uzak tutsun bizi de oğlumuzuda
dilerim hayat hep böyle güzel günler getirsin
Seni Çok Seviyorum


26 Ocak 2016 Salı

PRAGMATİZM

Sevgili blog dünyamın insanları artık pek yazmıyor gibi göründüğümü biliyorum ama inanın benim de kendimce tatlı telaşlarım var. Vallahi nazara gelir diye yazamıyorum :) Diğer taraftan ben , hüzünden beslenen bir kalemim. Kendim değilsem de,  bir şekilde uğraşıp kendimi biraz hüzünlü bir havaya sokmadan çok yüreğe dokunur satırlar yazamıyorum. Şimdi kendimi hüzünlü bir havaya sokacak durumum da yok. Ama ben benim hala, değişmedim. Yağmurlu bir günde belki geri dönerim...

  Sosyoloji okumaya başladım bu yıl. Bir araba hevesle düzenli ders çalışarak sırf sınavlardan geçme derdiyle değil, keyfiyle okuyacağım bir bölüm diye düşünmüştüm. Ama gelin görün ki fizyolojik yapım biraz karıştı :) hayatımda her şey birden değişti. Neyse dedim sınavlardan geçeyim yeter oturdum hızlı bir sınav öncesi hazırlık yaptım. İşin içine filozoflar sosyologlar ülkeler girdi. Sosyalizm Marksizm Leninizm derken ders çalışmak zorlaştı çünkü bir kitaptan bir sözden bir düşüncenin derinliğinden etkilenip google da onunla ilgili bir şeyler arar oldum. Hatta filmlere bile baktım. Dağıldı mı sürekli benim kafa? Neyse geldi geçti. Keyifli de geçti aslında. Sonucta aklıma takıldı kaldı yine şu Rusların edebiyatı. Diyeceksiniz ki ooo "sen sosyoloji çalışırken edebiyata kaymışsın". Ama elimde değil düşünmemek.
  Çocukluğumda Aydın Halk kütüphanesinin kapıya yakın bir orta masasında, elimde Karamozov ve Sefiller arasında seçim yapmaya çalışırken buldum kendimi. İçlerini karıştırırken okuduğum bir satırı hatırladım " Neden acaba bütün Ruslar filozofturlar, ve bu içlerine işlemiştir? "
 Çocuk aklıma anlaya çalıştım o gün filozofları.

Tabi daha en az on yılım vardı Rusların Solovyov dışında pekte sistematik bir filozof yetiştirmediklerini düşünmeme. Zaten gerekte yok galiba çünkü yazarları düşünme gücünü fazlasıyla ayakta tutmaya yetmiş dünyanın merkezine yerleştirilmiş ve her kıtaya etki etki etmiş bir bomba gibi değil mi?

Dostoyovski neden edebiyatın en zirvesinde yer alıyor? Onu okurken hiç kimseyle kıyaslayamazsınız. Bu adamın toplumsal tipler yaratmada hem psikolojik hem de sosyolojik realite açısından üstüne tanınmaz bir seviyede olduğu bir gerçek.
Peki o zaman kitapta bahsedilen bu muydu?

Bunu da üstünden de bir on yıl daha geçmişken anlıyorum. Ruslar Dostoyevski'nin söylediği gibi filozof olmakla kalmayıp felsefeyle ilgili bir projeyi hayata geçiren tek uygarlık oldular. Demek istediğim şey herhangi bir düşünce, akım yada siyasete atıfta bulunmak değil. Demek istediğim felsefeyi bu kadar ciddiye almak.. E peki şimdi ne oldular diye sormayın, size Rus tarihi yazacak değilim.

Ama Sovyetler totaliterliğin in içinde farklı bir yer vardır. Pragmatizm .Rus aydının kendine has bir yönü var.
 Sanki " bir felsefe mi var ? Tamam onu uygulayalım" gibi.
 Kapitalizm pratikte gerçekleşmiş bir idealizmdir" diye yazdığını okuyunca Marx'ın. ( Onun ruslarla iletişimini dost ve düşmanlarını bile araştırdım)  Kapitalizm idealizm ise bizden değildir diye geçirdiniz mi içinizden.Bizde pratiklik pek mubah değil tabi. zaten ben böyle bir şeye sadece Solovyov Lenin Neçayev gibi isimlerin işi olabileceğini anladım.  Oldukça kötüye kullanılmış Marksizm - Leninizm olmasını savunmuyorum. Sadece Ruslar bir felsefeyi ekonomi siyaset ve kültürün her türlü yönlendirici etkisine sokabilmişlerdir.
 Siyasetlerini değil ama felsefeye olan tutumlarını ve elbette yazarlarını imrenerek okuyorum.



15 Ocak 2016 Cuma

:)

küçücük ayaklarını hissetmek içimde
içimde tarifsiz duygular...

16 Kasım 2015 Pazartesi

İHTİMAL VE MUHTEMEL ŞEYLER




Geçenlerde her hangi bir yerde yayınlanmamış bir yazı....

Berna'nın zamansız ölüm ihtimali üzerine bir muhtemel anma yazısı..

Rahmetli kendisini Türkiye nin yaşayan en bahtsız yazarı falan varsayıyordu. Sağlığında yazdığı hiç bir şiiri yada yazısına kitaplaşalım teklifi gelmemişti. Hiç bir yayın evine her hangi bir yazısını da hüsnü kuruntusundan kurtulup gönderememişti. İyi bir kalemi var sanıp bununla ilgili büyük bir yanılgıya düşmüş olmaktan korkuyordu zira. Yani fikrimizce.. Aslında kör ölür badem gözlü olur hesabına öldükten sonra mutlaka ünlü olurum dediği çok olmuştu..  Neye yarardı ki peki? belki arkasından çocukları torunları falan biraz çorba içerdi..  Hesabı hep öldükten sonrası içindi. Neredeyse iyi bir insan olup mümkün olduğunca doğru yaşaya çalışması da öldükten sonrasıyla ilgiliydi. Sanki bir gün ölmek için yaşamıştı hayatı. Ne sonsuza dek sürerdi ki zaten, fani bir ömür daha.. Acımız büyük diyemeyeceğiz çünkü hesapladığı gibi giderse öbür tarafa yatırımı var .. Az yada çok. İdare etsin artık.
Kendisi için üzüldüğümüz tek şey şu edebiyat dünyasında boyunun ölçüsünü alacak herhangi bir fırsat bulamamış olmasından başka bir şey değildir. Bir şeyler olsa güzel olurdu çünkü. Nasıl da güzel gönlünce yazardı, yazdı mı , içi nasıl genişlerdi bütün dünya göğüz kafesine sıkışıp girebilir sanırdı. Sandığı gibi olmayan şeylerde olmuştu elbet, iyiliğe çok inanıp , çok az bulmuştu. Dünyada gereğinden az ve olması gerekenden çok daha fazla bulduğu şeyler hakkında konuşurken korkardı. Rabbi "sen yarattığım dengeyi beğenmiyor musun? " diyecek diye. Ama egosu olduğunu sanmıyordu Rabbinin. Sorulara açık fikri açık düşünmeye açık yarattığına göre , bu durumu da yadırgamazdı. 
Neyse . Bir gün elbet o kitaplar raflara dolacak mutlaka olacak diyen merhuma " sen gittin arkadaş kim basacak bu kitabı " diyecek oluyoruz ama ölüye saygıdan susuyoruz.
Sonuçta iyi insandı. Ne diyelim rahmeti bol olsun.  Ne önemi varsa? Ardından şu şiir dizeler kalmış;

ölümleri yarınlara bıraktınız
ertelenmiş yaşlanmış ve hasta
zordu vakitsiz vakitlerde erkenden ölmek
siz geniş zamanlar umuyordunuz
tövbe edip iyi bir insan olmak için

olmaya geç kaldınız 
yahut vakit olmadı...

Not: Bir dergi yazısından esinlenilmiştir :)

7 Kasım 2015 Cumartesi

KUTLU OLSUN " 7 KASIM "LAR

Gözlerimin derinine işlemiş bir bakış
Geçmiş ve gelecek sensizsem talan
Karışmıyor içim bir türlü
Mıh gibi ortasındadır ömrümün
Sevdan
O günü unutmaz hafızam
Tesadüf değil
Yakındadır sevgilim
Bildiğimiz tüm tatlı telaşlar

Uyuyoruz çiçekli bahçelerin içinde
Küçücük bir heyecanla büyüyoruz
Yinede içimde
Hep içimde sevgilim
O ilk gün ki heyecanlar

Kuşları gönder dünyaya
Çocuklara anlatsınlar
Bir masaldır bizim sevdamız
Evvel zamandan kalan


Çok teşekkür ederim hep yanımda olduğun için.. Hep aynı adam kaldığın için, çiçekler için, çorbalar için, gülmeler için, geçen iki yıl için. İçimi dulduran gözlerin için... Nice mutlu yıllarımıza sevgilim nice hayırlı haberlerimize :)


Sana geldiğim günler göğsümde kafesi açılmış kuşlar olurdu
İçim içimde fazla duramaz
Kendimi sana anlatırken bulurdum
Gülücükler eksilmez kahkahalara vururdu
O zaman
O araba beni hep aynı duraktan alırdı
Yıldızlar ve ay hiç susmaz şarkılar söylerdi
Tutar avuç içimi öper de severdin
Sen sevince şiirler bir denize düşerdi
Her zaman her şeye bir çare bulunurdu
Zaman bayram sekeri gibi çok tatlıydı
geçerdi
Ama güzel günler bitmezdi. .

Şimdi
Tüm bunlar en mutlunun yolunu yapmakmış anladım
Hayat seninle hep olmakmış
 yaşamak buymuş anladım
Ne mutlu bu güne sevdiğim



4 Eylül 2015 Cuma

TANRININ RüYASI

insanlarin bu dünyaya ve yaşama olan bağliliklarina hayranim. Nasilda tutunmuş dönüp duruyoruz ayni oyuncakta. Hiç sikilmiyor değiliz ama tam anlamiyla bir çöküş yaşadiğimiz sürece elini hiç birakmiyoruz gelecek kaygilarimizin. Evet evet büyük çoğunluğu nefes almaya devam edecekken gerekli olanlarla ilgili kaygilar. Aslinda bir gün yok olacağimizi bilmek bizi nasil oluyor da çilgina çeviriyorsa daha güçlü bağlar ariyoruz bu dünya içinde. Yaşamdan çok ölümden uzaklaşmanin derdindeyiz. Var olmanin değil yok olmanin sancisini çekiyor gibiyiz. Yok olmaya karşi çikmak için dayanikli maddeler satin alip duruyoruz mesela. Beton duvarli evler biraz demir biraz çelik sonra geniş topraklar deniz kenarlari hatta insanlari düşünceleri bilgileri elektrikli aletleri.. herkesin bu dünyayla olan ilişkisi aliş verişi farkli.  Karşiliğinda verdiğimiz şey zaten kisitli olan yaşam süresinin büyük bir çoğunluğunu para kazanmak için harcamamiza sebep olsa bile gözümüz bunu görmüyor. Nasil bağlanmişsak artik bu dünyaya nasil çilgina dönmüşsek ayrilma korkusundan..
 Neyse nadiren de olsa tüm bunlarin anlamsizliğinin içten içe farkinda olan insanlar da yok değil.   müsadenizle kendimi bu gruba dahil etmek istiyorum. Yine de yok olacağini bildiğim bu hayat düzeni içerisinde gerçek şeyler yaratmaya gayret ediyorum Mesela ben bu sebeptendir, yaziyorum.. ama bende bir çoğu gibi bir yanlişin içerisinde debeleniyorum galiba. insan tek başina var olmayan, (var olup olmadiği bile net olmayan; sonuçta Tanrinin rüyasi bile olabilir bu dünya ) nasil olur da her hangi bir şeyi tek başina var edebilir? üstelik edebilse bile istediği kadar sürdüremez. Varliğini bile (çabalamasina rağmen) sürdüremediği bu kadar gerçekken

UZAKTAN KUMANDALI ŞARK KUŞU

Aslında ben Masumiyet Müzesini bile okumadım.. Benim Adım Kırmızı, Kar ve son olarak Kafamda Bir Tuhaflık kitapları Orhan Pamuk romanları hakkında yeterince bilgi sahibi olmanız için zaten yeterli. Yok öyle değil. Yalan söyledim. Orhan Pamuk romanları yazarlığı ve tarzı hakkında bilgi sahibi olmanız için yaptığı konuşmaları aldığı ödülleri ve çalıştığı üniversiteleri biraz gözden geçirseniz bile istediğiniz bilgiye net sahip olabilirsiniz. Bu sebepten bu yazıyı gönül rahatlığıyla yazabilirim.
Aslında ben yazara, yazdığı tarza, hayal gücüne, yaşam şekline , diline, dinine, siyasi görüşüne öyle saygı duyan biriyim ki , bir çoğunuz benim kadar hoşgörülü değilsiniz. Orhan Pamuk'ta dayanamadığım şey Batı'nın istediği dille yazmanın karşısında ücret olarak aldığı ödülle, büyük harflerle yaptığı konuşmalara; Batı'nın kan emerek beslenen , tüm savaşlarının ve sömürgelerin su toprak petrol kavgalarının altında avucunu açmış düşenleri bekleyen bir canavar olduğunu ,silahların ve nükleer gücün gölgesinde insanlığa değil bencilliğe çalışan uygarlıklarından da biraz bahsedebilir mi?
Hiç bir zaman yapamaz bunu. Amerika'daki üniversite işine tek celsede son verilir sonra...
(Sonuçta bu adamların acımasızlıkları ortada )
Pekala Batının burjuva oyunlarının, oyuncularının kirli oyunlarının uyuşturucu kan samimiyetsizlik  kokan sokaklarını , her önüne gelenle kırışan çarşaflarını , bağımlı hasta ve soğuk insanlarını tasvirleyebilir mi?
Sıkar o biraz ...
Yine de yazarlığına hayran olmamakla haksızlık ediyorum galiba Orhan Pamuk'a. Çünkü hiç yaşamadığı Anadolu'nun ucuz mahallerini, küçümser dille aptala yatırdığı insanlarını, hiç görmediği yoksulluğu böyle ağdalı uzun ve ayrıntılı bir dille anlatabiliyor olması alkışlanası bir hayal gücü. Öyle ayrıntılı anlatıyor ki yokluğu yoksulluğu bir gülesi bir ağlayası geliyor okuyucunun, insanlar kendileri bile farkında değillerdir yaşadıkları sosyal sınıfın bu gri renginin. Kaçak elektrik kullanma hilelerine bile uzun uzun yer veren Orhan Pamuk'a " helal olsun be Orhan , baban da mı yoksuldu be oğlum " diyesi geliyor tam insanın , işte tam o anda benimde aklıma akşam 5 te mesai bitimiyle saatin sökülen zımbırtısının mesai başlama saatiyle tekrar takılmasıyla devam eden bu kaçak kullanım durumunu düşünemeyen Orhan'a, (bu defa kendisine) bir gülesim bir ağlayasım geliyor.
 ( yok kaçak elektrik kullandığımdan değil bende Tutunamayanlardan kalan bir genel kültür anılsaması)

Ayakta alkışlamalı bolca mekan tasviriyle dolu romanlarını yine de (mimarlık mesleğinin yazarlığına katkısı olsa gerek).. Evet evet Orhan Pamuk'a saygı duymam bir miktarda hayran olmam gerek biliyorum. Sonuçta bu akşam biraz Orhan Pamuk okudum da geldim buraya yazmaya başladım. Düşüncesine saygı duymuyor sam ne diye muhatap alıp yazıyorum değil mi* Lakin sevgili blog dünyamın insanları benim hoşgörülü olmam, bazı düşünceleri salakça bulma özgürlüğümü elimden almıyor.. alamıyor.. Belki de benim meselem subjektif görüşümle gerçekler arasında ki mesafeyle ilgilidir
Ve üzgünüm bunun nedenini kesin olarak bilmem pek mümkün görünmüyor galiba . (Henüz yirmili yaşlardayım kendimi daha iyi tanımak için biraz daha zamana ihtiyacım var.)
 Ben Orhan Pamuk hakkında çok da düşünecek değilim. Zaten benim üzüldüğüm şey; gavurları da yanıltıyor olmasi....
 

21 Ağustos 2015 Cuma

DİKEY VE YATAY MUTSUZLUK

Ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim


Mutsuzluktan söz etmek istiyorum 
dikey ve yatay mutsuzluktan
mükemmel mutsuzluğundan insan soyunun
sevgim acıyor..

ilaç milaç bok püsür
şuramda bir şeyler var
sahiden bir şeyler var
haykırmadan anlatamam...


Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
her şey naylondandı o kadar..

"ben ne güzel işerim güneşe karşı
arkamda medrese duvarı önümde çarşı

bir sürekli kaşınmadır yaşadığım
törelere ve alışkanlığa karşı"

üç kere üç dokuz eder bilirsin
birin karesi birdir
kare kökü de
bilirsin
"mutlu aşk yoktur"
bilirsin
ama baharda yada dışarda
sonsuz göğün altında
aşkın aşkla çarpımı
nedendir bilinmez 
garip bir biçimde
hep sonsuzdur..


hepinize iyi niyetle gülümsüyorum hiçbirinizle dövüşemem
siz ne derseniz deyiniz
benim bir gizli bildiğim var
sizin alınız al inandım
sizin morunuz mor inandım
ben tam kendime göre
ben tam dünyaya göre
ama sizin adınız ne?

benim dengemi bozmayınız


  ben insanım bu kaygılarım da geçer / yalan söyledim geçmez değişir..
                                                         

                                                         ustasın sabahları yapmada
en katı yoklukları koyarak insanın içine
akşamüstlerinde biraz gaddarsın
sular ve zamanlar kararırken...        



NUR İÇİNDE YAT SEVGİLİ UYAR....

“..turgut beni her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak, ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım…” (tomris uyar)

6 Ağustos 2015 Perşembe

DÜNYANIN EN GÜZEL ARABİSTANI

"Her şey atılıyordu. Bitmiş sigaralar. otobüs biletleri. kullanılmış pamuklar muayyen zamanlarda. tarifeler. yaz gümrükleri. gazocağı iğneleri. kötü çıkmış resimler. bir yatma. bir evin oniki yıllık badanası. bir tarih kitabı.kazanılmış bir savaş ve sonucu. bir anlamsızlık. ölü bir çocuk ve pabucu. kibritler . sinemalar. Ve"




Ah ellerim, ah beni hatırlayan herkes
Bir kötü romanda beşinci kişi gibiyim filan
Ve beni tanımayan herkes

Ben aranan bir şeyim bir parça Analjezik
sesim dükkansızlığın sesidir bir parça aralık
tahta kepenkli tahta kepenksiz bir parça aralık
Sokaklarda
Havralarda
Yataklarda 
Dünyada.

Turgut Uyar/ Büyük Saat

Uyar'ın doğum günüydü bir kaç gün öncesi unutmuşum... 
Şiirler içinde uyu Sevgili UYAR
Ben de ne zamandır;

Dünyanın En Güzel Arabistanı benim içimde gibiyim.

4 Ağustos 2015 Salı

KUSURLU ŞAİR

hangi şiirin içinde kendini aramaz ki insan
hangi hayatla düpedüz karşılaşır da
kendisine bir pay bir denklik çıkarmaz
hangi yenilgisi içinden geçip giderken başka şeyleri götürmez
hangi hüznü geçmeyen bir kabuklu yara kalmaz
ama yine de
sonsuz düşünce kuyularında
yana yana
döne döne yürümez mi insan
içinde ibrahimler olmaz mı bazen
aklıyla kalbi arasında yol edip kendine
derin bir medeniyet kurmaz mı
kimin gögüs ortasında geniş bir meydanı yoktur ki
dünyanın savaşından daha büyük savaşları
kanunlara uymayan bağışları
kural dinlemez duyguları
yıllarca sürecek kışları olmaz mı insanın
kusurlu taraflarıyla inandığı
kusursuz satırlarla anlattığı hikayeleri
büyüyüp durmaz mı
kavim içinde kavim
göç içinde göç
bildikleri yaralanıp durmaz mı insanın

şairse eğer.........





İçimde bir ibrahim yürüyor ne zamandır
sonu olmayan düşüncelerle dolu kuyular buluyor kendine


23 Temmuz 2015 Perşembe

GÖZLERİMDE

Yaşamım boyunca sıkı sıkı yapışabileceğim, kayıtsız şartsız bağlanabileceğim güçlü inanç arayışlarım oldu. Başlarda esnek baktım hayata, sonraları toplaya toplaya biriktirdim. Biriktirdiklerimi kendi içimde tekrar tekrar topladım. Sonuçta yaşamı anlamlı kılacak bir inanç ve değerli kılacak insanlar olmalıydı herkes için. Bir sokaktan diğerine, bir etrafa bir kendime, bir kitaptan diğerine bu sebepten koştum hep. Dünyayı ince ince kat ettim, gözüme ilişen her boşluğa derinden baktım, her kuyudan taşlar topladım, içimdeki her tele bir not astım.
Dönüp dönüp gözlerime baktım hergün. Gözlerime.. 
İçindeki boşluğu kader inancıyla dolduran gözlerime....

29 Haziran 2015 Pazartesi

GÜLÜMSE BİZE GÖKYÜZÜ

Belki de bu güne kadar "ben size hiç bu kadar güzel bir yanımdan seslenmedim." Hiç bir satırım hiç bir altın kelimem, hiç bir ünlemle dokunuşum bu kadar gönül rahatlığımdan gelmedi. Sevgili blog dünyamın insanları bir kadının bir göğse başını koyup, böyle büyük bir huzur denizinde boğulması, acı kederli insanı örseleyen her şeyden böyle kurtulması  ne büyük bir Tanrı hediyesidir. Düğün hazırlıkları sürerken hep korktum nazara gelir işlerimizin bu denli yolunda gitmesi diye, hep korktum her şey gönlüme yata yata oluyor diye yazmaya.. Gülümseyerek uyuduğum heyecanla uyandığım sabahları konuşmaya.. Bin şükür güzel geçen düğünümüze, bin şükür deli gibi eğlendiğimiz günlerimize.. Bin şükür güzel geçen balayımıza, bin şükür hayırlı evliliğimizin eşime getirdiği uğurlu haberlere.. Tanrım sana bin şükür.. Ben hala biraz korkuyorum yazmaya ayrıntıları , ben hala bir mutluluk sarhoşuyum ayılamıyorum.
  Benim için mutluluk; salon koltuğunda kahkahalarla dolu kahve kokusu, uyuyup kalınca açık unutulmuş film uğultusu, mutfak tezgahında şeker kavanozu, eşimden her akşam duyduğum bu gün seni özledim sözü... Gülümseyen gökyüzü... HER ŞEY İÇİN BİN ŞÜKÜR TANRIM



















15 Mayıs 2015 Cuma

TEŞEKKÜR EDERİM

Sevgili İlhan Abi, 
 Ben sana ne zamandır yazmak istiyorum aslında
  (zihnimdekinden habersiz olsan da, bu satırları okuyacaksın diye umduğumdan)
 ama içimi yarım açmaktan korktum da bekledim abi.
 Bu gün sana yazacak kadar yükseldi yüreğimin derinlikleri.
 Hüznün beslediği küçük şairlerden biriyim galiba abi.
 Sen benim kusuruma bakma ne olur,
yıllarca şiire direndim. Şairliği reddettim. Olmak istemedim.
 Ama insan olduğu şeyi saklayamıyor be abi.
 Dersen ki niye direndin saklamaya ;
 şiir yazmanın kaderim olduğunu anladığımda okuma yazmayı henüz sökmüş bir çocuktum ben,
O gün kaderimi değiştirmek istedim abi.
 Onu bastırdım gizlemeye çalıştım zaman zamandan da bıraktım.
 Hedef ettim kendime yazarlığı.
 Gel gör ki yazdığım kısa öyküler bile yer yer şiire dönüştü.
 Ne zaman yoğunlaşsam ve kapılsam romanıma bir şiir düştü.
 Dilimde pembe bulutlar uçarken de, dilimden bir kaç satır geçerken de
 kendi kendini şiirsel paragraflara dönüştüren parçalarım oldu.
 Sakladım kimselerden,
 kendimden...
 Sanatı yazı olarak gördüm abi,
 edebiyatı yazıda kıymetli saydım.
 Şiir zaten bir edebiyat yada sanattan öte,
 yaşama biçimiymiş anlayamadım.
 İnsanın huyuymuş şairlik.
 Yaradılışıymış. 
 Sen benim sevmediğim huyumu sevme sebebim sin abi.
 Sen; yazdığına kayıtsız kalamayıp, işaret ettiği yola yürüdüğüm sün.
 Bir ara senin oku dediğini okuyup
 senin beğendiğini incelemiş, hayatını didik didik etmiştim.
 Senin hece vezni kullanarak yazdığın şiirlerini garipsemiş herkes bir kuraldan bir yoldan geçer galiba demiştim.
 Senin dil anlayışın öyle benzersiz ve lezzetli geldi ki zamanla .. Sen bile UYAR'ı en iyi görürken 
Benim en iyim hep sen oldun  abi.. 
Ne zaman yıkılsam yazamayacak gibi olsam,
 kurudu
anlamsızlaştı sansam ,
 senin bir kaç satırın dimdik etti sırtımı abi.
 Senin sevdiğin UYAR'ın da dediği gibi ' mükkemmel  mutsuzluğundan insan soyunun, koşup sana gelişim' de olmasa ..
 Yaşayamazdım abi.
Benim dünyamda bu yoldan geçiyor
İster tekin olsun
ister belli belirsiz izlekler
ister damarlarımda kan olsun
ister boğazımda bir düğüm.
 Şiire dönüşebiliyorum ancak 
Senin bende hakkın çok. Helal et abi... Bazen olabileceğimi olamadan ölmekten korkuyorum. Yine de sen hakkını helal et abi

Evet hep açık gidip gelen ağzın içindi;
Gökyüzünün o huysuz maviliği içindi;
Elma kokan bir Türkçeyle konuştuğun içindi;
Ölümün sefil, kötü belleği içindi;
Her gün Pazar kurulan o sokaklar içindi;
Saçında uykusu kaçmış çiçekler ıslattığın içindi;
Çocuklar okuldan dönüyormuş gibi sesin içindi;

İşte bütün ama bütün bunlar için sana teşekkür ederim.


1 Nisan 2015 Çarşamba

BAZI MEKANLARINDA RUHU VAR

Bu başlık sevgilimin fikri, uzun zamanlarımızı geçirdiğimiz güzel bir mekanla vedalaştığını söyledi dün bana, benim de içimden 'Cemal Süreyya'nın şu dizleri geçti' dedim.. Sonra 'bazı mekanlarında ruhu var' diye mırıldandı. Yemek yerken ruh üzerine de biraz konuştuk aslında, ama şu ara her hangi bir konuda uzun uzadıya sohbet edecek enerjimiz yok. Biz bu ara enerjimizi güzel bir gelecek üzerine kullanıyoruz. Endişe edilecek bir durum da yok tabi, her hangi bir işi çözmek için birlikte olmamız yeterli... :)

"İyi kötü günler geçirdik
Çoğunca da iyi günler
öperim o günleri"

14 Şubat 2015 Cumartesi

CANIM SEVGİLİME


Yanarım üşürüM berbat olurum

hiç bir şeye yaramam
ama yine de seni severim
o zaman sen de beni sev.. Turgut Uyar


Her geçen gün daha çok yerleşiyorsun içiMe 
yazarak anlatmak zor oldu
Sana hissettiklerimi doğrudan ifade edebilecek
güzel bir söz söylemek için
on bin kitap daha okumuş olmayı isterdim
yine de az gelişmiş bir kaç kelime yazabilirim
Sen günü değiştirensin düşlerden öte
nasıl mı? 
Kimi günü yüz yıl, kimi günü bir an yapansın benim hayatımda
içimde çoğalansın sevgili.............

Seninle nice mutlu günlerimiz olsun ................... :)

9 Şubat 2015 Pazartesi

TARLA KUŞU





Ne aptallık durmadan biriktirmek.. Bir gün dünya da bırakacağın bir şeyi diyor" 
Şükrü ERBAŞ 


Çok haklı. Neyi ruhuma katarsam sadece onunla gideceği mi biliyorum. İçin de iyi niyetler taşıyan düşünceler karşılıklarını elbet değerler olarak alacaklardır. Umarım ruhumun tüm ağırlığı güzel ve temiz yaşanmış bir hayat olarak gider oraya... Bu dünya da öğrendiklerim ve yaşamıma kattıklarım ağırlığıyla yormaz beni umarım. Çünkü sadece öğrenmek değil mühim olan uygulamaktır aslında. Yoksa zaten aklın yolu bir. Herkes, hep, her şeyin farkında.... Uygulama bilinci, yüreği, karakteri var mı ona bakalım. Şunu soruyorum karakterinizde bir ilerleme yaptınız mı? Bir filozofun bir matematikçinin bir edebiyatçının kitaplarını çok iyi okuduğunuzu söyleyip övünebilirsiniz. Ama bu kitabı okumanız sayesinde ruhunuz daha yüksek daha özgür daha vefalı ve daha güzel oldu mu? Ruhunuz hiçbir şeyin engel olamayacağı kadar güçlü ve hiçbir şeyin bulundurulamayacağı kadar berrak oldu mu? Öfkeyi sızlanmayı anlayışsızlığı hayatınızdan kovabildiniz mi?İlkeler içiniz de yeşerdi mi? Öğrendiğiniz formül bir anlama dönüşüp hayatı çözmenize realist yollar gösterdi mi?
Değil mi?
Tahmin etmiştim...............

"Tarla kuşu, yağmur damlasından dünyayı içsin diye yazarız."

Şükrü Erbaş