MÜZİK

22 Haziran 2011 Çarşamba

BİR GARİP MESELEDEN DOLAYI

Atıveriyorum kendimi ütüsü bozulmamış saten çarşaflı bir yatağa. Saat sabaha doğru, kalbim ağlamanın, kendini anlatmanın, birilerini anlamanın mümkün olmadığı bir noktada. Garip bi meseleden dolayı heyecanlıyım, belki de heyecanlı oluşumdan garipleşmeye başlamış bir mesele üstüne düşünüyorum. O aslında hemen arkamda duruyor ama uzanınca dokunamıyorum ellerine. Yüzü dün gördüğümden biraz farklı zaman dünden bu güne daha hızlı ilerliyor. Ben bir garip sessizlik içindeyim, o benim içinde olmadığım bir ruh hali içinde. Pencereden bakıyorum geçip giden zamana, en azından farkındayım kaybettiklerimizin. Gitmek gerekli olduğu kadar zor da aslında – gidersen, anlamını yitirecek paylaştıklarımız – diyor bana bakarak. Benim hala pencerede olmam rahatlatıcı. Kaçmak için kapıya yürümek gerek ikimizde biliyoruz. Birçok şeyden bahsediyor ara vermeden, dinliyorum yabancı bir hayali. Bacaklarımı salıveriyorum pencere kenarına bir rüzgâr saldırısına uğruyor göğsüm. Düşüyorsun – bağırışları kulaklarımdan geçiyor o zaman. Öyle hüzünlüyüm ki aslında, istesem de dönemeyeceğim güzel günler geçiyor gözlerimden. Aşağısı karanlık ama sanki kalabalık da, oralarda bir yerlerde olabilir mi diye düşünüyorum o an. Belki de en önemli sorusu buydu yaşamın; şimdi bir karanlığa mı düşüyorum? Yoksa ona mı? Hangisine düşersem daha kolay yitip giderim. Hangisi beni kaplarsa asla bırakmaz. Ben atlamak yerine kapıya koşmuş olsaydım belki de daha kolay mı kurtulurdum o an’dan. Ama o zaman tutup kolumdan yapıştıracaktı olduğum yere beni, ütüsünü de bozacaktı o saten çarşafların. Düşmek uçmaktı, cevabını bilmediğim bir kurtuluş yoluydu düşmek. Ancak o zaman bir yanıt bulacaktı tüm belirsizlikler. Bitmesini istediğim bir evlilikti alt tarafı, ancak böyle ikna olacaktı öldüğüme nedense, elle tutulur bir beden kalmayacaktı artık benden geriye, anlaşılır gelecekti günler geçtikçe ona, sarılıp uyuduğu o koku kaybolacaktı.

Hiç yorum yok: