MÜZİK

23 Eylül 2011 Cuma

YAZAR BU KİTABIYLA BENİ YARMIŞTIR!!!


  Ana dilim değil Türkçe, aslında yan dilim( iş yerimde, okulda, sokakta kullandığım ek dilim). Makedon göçmeni bir ailenin çocuğuyum, babam okulda dayak yiyerek öğrenmiş Türkçeyi, doğrusu bu ülkede yaşayabilecek kadar öğrenmiş. Benle Makedonca konuşan babamın aksine Türkçe konuşan annem sayesinde iki dili aynı anda öğrenme fırsatı bulmuşum. Ama nasıl desem ne zaman kendimi rahat hissetsem bir espri patlatmak istesem, hastalansam, düşsem ‘of’ desem ya da sinirlensem bir an kükresem; Makedonca birkaç kelime fırlayıverir ağzımdan. Dedem torunum iyi Türkçe konuşur diye övünür benim için. (Yani konuşmayı iyi öğrendiğim dil Türkçe’ ona göre, marifet bunda) farklı bir kültürle büyüdüm denebilir. Göç ettikleri bu ülkede aynı şehirde aynı sokaklara taşınmış, yıllardır komşu yaşamış insanların arasında büyüdüm. Bakkalından kasabına herkes Makedonca biliyor yaşadığım beldede. Açıkçası bu da Türkçeyi seçmeli dil haline getiriyor benim hayatımda. Yüklemi ortasında cümleleri sevdiğim kadar her yere çekilebilen anlamlarını da seviyorum bu dilin. Böyle bir tabir yoktur! O dediğin öyle söylenmez! Diyen bir arkadaşımla tartışırız sık sık. Milli eğitimin ‘Genel Kültür’ dergileri vardı benim ortaokul yıllarımda. Dil’i, din’i siyaseti tartışan gençler yazardı o dergide. Korkmadan eleştirilen kararlar uzun uzadıya anlatılan romanlar vardı renkli sayfalarında. Türkçeye dile edebiyata bakışımı şekillendirdi mutlaka o dergiler. Yansız eğitim yoktur’ anlayışıma göre içi boş olan beynimi öyle güzel doldurdular ki artık boşalmaz. Şimdi de var böyle dergileri Milli Eğitimin, ama benim gibi harçlıklarıyla bu dergilere abone olan kaç çocuk vardır bilemiyorum. Biraz karıştırdım içini geçenlerde oturup, artık espri, mizah sanat anlayışı falan değişmiş sanki gençliğin. Açıkçası eleştirmek bana düşmez ama sanallaştıkça yozlaşan insanların bakış açıları dar gençler olarak yetiştiğini düşünüyorum. Mesela ünlü bir yazarın neredeyse 30 liraya satılan gazete yazılarından oluşan uyduruk kitabı için, facebooklar da ‘ YAZAR BU SÖZLERİYLE BENİ YARMIŞTIR!’ türünden beğenilerini okuyorum gençlerin. Değişmesi normal sanat anlayışının neler değişti tabi de, yazarın okuyucusuna saygı duymadan yayınladığı o kitapta benim yakaladığım hataları hiçbir okuyucunun yakalamamış olması çok ilginç. Her kuralını bilmem, çok ahkâm kesmem doğru da, yemek yapmayı iyi bilmesek de ağız tadı diye bir şey vardır insanda.
 Sevdiğim bir yazar ‘ kirletiyorlar Türkçeyi’ diye yazmış bir söyleşisinde’. Dil ancak kötüye kullanılırsa kirlenir diye düşünüyorum bende mesela. Kötü söz söylemediysem dili kötü kullanmadım demektir.
 Dilde sorun yok. Üslupta, kurguda, derlenmiş gazete yazılarını kitap yapmakta, bide eksik bilgiyle felsefe kategorisinde satmakta var bence bir sorun. ‘ Salıtesi gel de çözelim şu konuyu – fermantasyonlaşıp kafa yapan arpa suyu gibisin- dediğim bir arkadaşım, ‘ nette konuşalım Çarşamba geç’ deyince bana. Kafam bozuldu. Şimdi buradan yazıyor olmam da saçma aslında. Sanallaştıkça herkes kolay ulaşılabilir oluyor. Özgürleşiyormuşuz gibi geliyor olsa da içimden bir ses -gerzekleşiyor – diyor bu toplum.( hele de şu kitabın bilmem kaçıncı basımda olduğunu duyunca..)

Hiç yorum yok: