MÜZİK

15 Şubat 2012 Çarşamba

ÇILGIN DEDEMİN TORUNLARI...


Çocukluğumu ananemle gömdüm ben. 
Onunla bütün parklar ve salıncaklar dağıldı,
simitler eskisi gibi kokmaz dondurmadan bal akmaz oldu.
Zaten öldüyse o, herkeste ölebilirdi artık. 
Ben annem gibi kokardım, annem ananem gibi. 
Birlikte uyuyamadığımız geceler,
sabahın 4’ünde çıkan tansiyonlar, 
gözyaşları, acil servis odaları
ambulanslarda gitti elbette. 
Keşke gitmeselerdi. 
Ne kadar tatlı eziyetlerdi ki onları bile özlerim.
Ama dedem başka türlü bir adamdı herkes bilmez mi?
Deliyle dahi arasında gidip gelen rüyalar dünyasında yaşardı o.
Torunları Türkçeyi söker sökmez fark ederdi ondaki bu hayal gücünü. 
Ben altı yaşımda şahmeran masalları dinlemeye başladım dedemden. 
Genetikse bu yetenek dedeme çektim de zaten. 
Sıcak sarı güneşli günlerde, 
zeytin ağaçlarının arasına koşan çocuklardık, 
burnumuzda ayva yaprağı ve limon kokularıyla. 
Masallarla, oyunlarla büyüdük biz. 
Uçtu uçtu kuş uçtu derdi dedem;
 kocaman avuç içlerinde parmaklarımız 
ve ananemin balık şekerleri tadında bayramlarımız vardı o zaman. 
Sobanın etrafında börek beklerdi kahkaha dolu yüreklerimiz
 hava soğuktu ama dünya sıcaktı.
 Karşılıklı uçsuz bucaksız sevgi kucaklardı bizi o küçük odalarda. 
Sıralar, bin yılda azalmayacak güçlü bir kardeşlik duygusu ekerdik çiçeklerimize. 
Sinema paralarını kopardığımız yakışıklı dedemiz,
 adaletli öyküler öğretmişti bize.
 Kapılar kapandı düşekliğin içine kadar karanlık çöktü bu gün. 
Büyümekten başka çare kalmadı hepimiz için. 
Çılgın dedemin deli torunları toplandık
 bizi avutacak bir masal da,
 kalmadı bu gün...

Hiç yorum yok: