MÜZİK

12 Ekim 2013 Cumartesi

SELANİK'TEN AŞAĞI 'AYDIN'NIN KÖYÜ'




 Hayata Selanik'te bir Türk köyünde başlayan anneannem daha bebekken babasını kaybetmiş. Annesi ilk evliliğinden olan iki oğlu ve ölen eşinden de iki kızıyla ortada kalmış. Yine evlenmekten başka çaresi olmayan büyük annemin İki çocuğu daha olmuş yeni eşinden. Öyle iyi kalpli bir adammış ki anneannem onun üvey babası olduğunu uzun süre bilmemiş. Aradan kısa bir süre geçmiş Selanik'te Türklere yapılan haksızlıklar oldukça artmış, öyle ki artık pazardan alışveriş bile yapamayacak hale geldiklerinde Türkiye'ye gelmeye karar vermişler. Fakat ilk eşi oğullarının anneleriyle Türkiye'ye gitmesine razı değilmiş.  Eşiyle oturup yaptıkları planı kimseye anlatmamışlar komşularıyla hatta akrabalarıyla bile vedalaşmadan bir gece vakti çocukları eşyalarla birlikte bir at arabasına bindirip Türkiye sınırına kadar gelmeyi başarmışlar. Oysa yolda onları bir gören olmuş, kaçtıkları duyulmuş. Oğulların babası kalabalık köylüyle peşlerine takılmış. Sınırda beklerken korkuyla, köylü onları bulmuş. Oğullar babalarıyla kalırken geriye dönme şansları olmayan bir yola girmişler. Haftalarca Haydar Paşa Garı Misafirhanesinde geçen gözü yaşlı günlerin ardından Aydın'a yerleşmişler. Soy ad yok, dil yok, bir tanıdık yok....
 Anneannem çok severmiş üvey babasını ne zaman anlatsa ağlardı, ona dua ederdi. 
Fakirliğin son noktasında neredeyse baraka bile olamayacak evlerine, dedemin annesi gelmiş bir gün. İstemiş daha görmediği bir adama vermişler onu. İnşaat ustası sana bir ev yapar demiş babası, çalışır sana bakar. O zamanlar böyleymiş bu işler. Bir eşeğe bindirip küçük çeyiz sandığıyla getirmişler anneannemi başka bir köye. Dedemde göçmen bir ailenin en büyük oğluymuş. Nikahtan sonra görmüşler birbirlerini. Çakır gözlü bu gelini beğenmiş beğenmesine de dedem, gönlü bu fermanı hiç dinlememiş. İlk gençlik çağlarında aşık olduğu kadını hiç unutmamış. Bir çaresi de yokmuş bu durumun Dedem çok sevmiş istemiş ama zengin bir adama vermişler o kızı. Kızda dedemi severmiş hemde fena severmiş ama kaçamamışlar. Kız evlendiği günün ertesi samanlıkta ölü bulunmuş. Kendini asacak kadar aşk doluymuş dedeme. Bu aşk dedemi "bir deli" etmiş.....

 Bu delilik o ölene kadar sürdü. 55 Yıllık evliliklerinde bir ölü de olsa o kadın hep vardı. Dedem oturur anlatır ağlardı. Dedem çılgındı zaten. Annem yazmama çok bozuluyor ama dedem deliydi. Bin bir Gece masalları anlatırdı bizlere. Yüzlerce masal bilirdi çoğu fakir oğlanla zengin kız hikayesi olurdu. Kız sevdiğinden başkasıyla olmaya dayanamaz öldürürdü kendini, oğlan günahından korkar yaşayan bir ölüye dönüşürdü. Bazende kavuşurlardı isterse , yada bir genç oğlan saman tarlasında ayakları ördek ayağı gibi bir adamla karşılaşırken, Yusuf peygamber kendine altın bir kuyu bulurdu... (Eğer genetikse yazma yeteneğim dedeme çekmiş olabilir mi diye düşünüyorum :)

        Evlendikten aylar sonra tarlada başını kaldırmış üvey babasını görmüş anneannem, öyle anlatırdı ki o sahneyi hepimiz yaşardık. Ağlamayla karışık güleç bir yüzle ama böyle baba diye bağıra bağıra koşmuş sarılmış yaşlı adama. "Haticem" dermiş ona babası "Haticem halini merak ettim dayanamayıp geldim". İnsanın yürüyerek varamayacağı bir yolu yürümüş kızı için babası....
Öyle bir hayat yaşadı ki anneannem hep dik hep asil hep güçlü durdu. Tam bir Osmanlı kadınıydı. Öyle konuşurdu ki bıraksanız ülkeyi bile yönetebilecek zannederdiniz. O hiç ölmeyecek zannederdiniz. Bende öyle zannediyordum. 

    O Yunanistan'da bıraktıkları kardeşlerinden de uzun süre haber alamamış hiç kimse. Annesi bu hasretle ölmüş. Oysa o oğullardan büyüğü annesini bulmak için Türkiye kaçmış İstanbul'a da yerleşmiş evlenmiş çoluk çocuğa da karışmış. Ama bir kimlik bir soyad bile olmaması engel olmuş kavuşmalarına. 
   Bir gün Yaklaşık altmışlı yaşlarındayken kapıda bir adam gördü anneannem, gözlerinden hemen tanıdı sarıldı ağladı ağladı ağladı. Yunanistan'da kalan abisiydi bu gelen, önce İstanbul'daki kardeşini sonrada kütükten göçmen ailelerin içinde anneannemi bulmuş bir anda. Gerçekten öyle duygusal bir karşılaşmaydı ki onlarınki hiç kuşkusuz dramatik bir film sahnesi olurdu. 

   Çağan Irmak'ın kendi dedesinin hikayesini yazdığı " DEDEMİN İNSANLARI" filmi benim ailemdeki herkesin hayatına birazcık benzer mesela. Bir gün bende yazarım bakarsınız oralardan bir hikaye. Göçmenliği bir gavur damgasıyla yiyen o insanlar benimde insanlarım, o türküler benim de ezgilerim, o geçmiş benimde geçmişim ne de olsa......

 Al kınalı parmaklarını, beyaz tenini özledim anneannem rüyama gelsene bu gece



Hiç yorum yok: