MÜZİK

9 Mart 2014 Pazar

KESİN BİLGİ (YAYALIM !)


Kadınlar günü diye bir günün kutlanmasına; toplumda temel değişikliklere insanların zihniyetlerine geleneklerine en önemlisi de ülke kanunlarına değişiklik yapılmadığı sürece, karşıyım...
Ama elbette söyleyeceklerim var.
Siz hiç sinirli öfkeli anneyi çeken baba gördünüz mü?
Kadın ve erkek öfke sevinç kaygı tasa umut inat hüzün gibi duyguları insan olarak taşıyarak dünyaya gelmiş. Bir sınava gelmiş. Birey olmaya gelmiş. Aile olmaya gelmiş. Ve bir araya gelmiş insanlardır. Oysa siz hiç elini masaya vurup da babayı susturan anne gördünüz mü?
Kahrı çekilen teyze gördünüz mü?
Kocasını aldatır aldatır aldatır ağzını açarsa da şaplağı yapıştırır mı bir yenge?
Sarhoş kadın eve gelip erkeği ertesi gün komşu mevlütüne sırtı mor göndermiş midir hiç bir amcayı?
Hesap denen şey daha doğrusu hak denen şey elbette Allah'ın bileceği şeydir.
Kadın hiç kimseye anlatmadan yatıp uyusun der peygamber Allah elbette bunu görendir.
Zina kadına da erkeğe de zina,
hak yemek kadına da erkeğe de eşit,
günah herkese günah
 bir kadını susturup konuşma hakkını yiyeyen erkeklere selam olsun.
Kalbi de kolay kırılan mahluklar ne yazık ki , güzel bir peygamber sözü var bunun için de
' dün kırdığın gönül ise ,( namaz kılma ... ) bu kıldığın da namaz değil ... '
Ezilen hakkı yenen genel de kadın oluyorsa gelip geçici bu dünya da , teselli büyük ikramiye ,
elbet bir mükafatı vardır ödenen her bedelin...

  Ben erkek işi diye nitelenen, kadınların yapmaması gerektiği kanısı yaygınlaşmış olan yazma işini, yaşamımın ana çizgisine yerleştirmeye çalışan bir bayanım. En azından bu güne kadar sadece şiir ve denemelerimde yazdıklarımdan anlaşılabileceği gibi bu bayan olma durumu yazdıklarıma elbette işlendi. Genel insani durum göz ardı edilmeden.

Yazmak zor bir hayat çizgisi... Hani derler ya herkes kaşık yapar ama sapını kolay getiremez' diye. Yazmak sapının gelip gelmeyeceği en hızlı görülen kaşıktır. Hile kaldırmaz gözünü sevdiğim bal gibi ortada olur.
Ben kendi adıma yazmak istediklerim yapmak istediklerim de dönemsel baskılar ve tutuculuklar görmüş olduğumu kabul ediyorum. Yemek yapmayı ev temizlemeyi çocuk dünyaya getirmeyi herkes kadar yapabilecek üstelik yazacak ayrıca para kazanacak bir bakıştan çok şeyi anlayacak uyanık olacak fikri olacak sesi olacak , isterse yerleri silen temizlikçi isterse alkış alan idareci olabilecek , helal sütle çocuk emzirecek, hakkı hukuku bilecek yol yordam bilecek tek başına hayatını her türlü sürdürebilecek, yazdıklarıyla hem sanat hem edebiyat belki de zamanla toplum tarafından da tanınabilecek saygı ve sevgi görecek bir bayan , her şeyi her kadın gibi  yapabilip bir de bunların üstüne herkeste olmayan meziyetleri yüklediğinde etrafında ki erkekleri bırakın kadınları bile rahatsız eder.
 Hem herkesin ailesindeki kadınların olabildiği her şey, hemde herkesin ailesindeki kadınların olamayacağı çok şeyi bir arada olabilmek gücünü kendimde bulduğum için çok şükür... Kin kıskançlık hesap taşımayan bir kalbe Tanrı armağanı bence bu... Ama böyle bir kadına toplumun tahammülü yok :) kendimi özel hissetmek diye buna derim.

 Elbette gazeteci olma yazma hayalimin daha doğrusu bir insan olarak hakkımın saygı görmediği olmuştur. Sizce ben yazılarımda kendi hayatımdan parçalar taşımayan çok uzak bir aşkı ihaneti yazsam evlendiğim de eşim tarafından sorgulanmaz mıyım? Böyle erdemli, edebiyata ürettiğime hayal ettiğime saygı duyacak bir toplum hala yok. Bence bir kadının doğum öncesi ve doğum sonrasındaki tüm deneyimleri toplum tarafından belirleniyor. Burada şunu da belirtmeliyim ki erkek için de genel özgürlüğünü pek kısıtlamasa da sorumluluk bazında belirlenen pek çok şey yükleniyor. Bu durum cinsiyete dayalı iş bölümüne bağlı..
Bana daha çocukken edilgin olma niye öğretildi? Davranışlarım hep yumuşaktı. Kapitalizm ya da emperyalizm değil ırksal ya da sınıfsal bir farkta değil, bu ataerkil bir durum. Netice de ezilen hakkı yenen kadınlara değil sözüm ama, erkekte nasiplenmiştir bu haksız durumdan. Toplum herkese farklı ağaçları diken bir dağ gibidir....


Hiç yorum yok: