MÜZİK

17 Nisan 2014 Perşembe

Berna Günlükleri 17 nisan

Her kitabının ardından hayranlığımın katlandığı Camus , nasıl bir kalemdir? Her satırı altı çizilir her sözü ok gibi saplanır zihnime kalbime ruhuma...Hüznü dinginliği hüznünü parçalayan sevecenliği..
 Bu yazı biraz garip olacak baştan söyleyeyim. Koşup koşup nefesini toparlayan biri gibiyim. Bir gün öldüğümde ardımdan Kuran okuyanlarım da Camus okuyanlarım da çok olsun...
 Elbette Oğuz Atay bir Orhan Veli, Sabahattin Ali' ve niceleri de çok kıymetlidir benim için ama tuhaf bir ruh benzerliği hissederim Camus'la kendi aramda..
Yolculuk Günlüklerinde ilk kez egzotik betimlemeleriyle karşılaştım Camus'un... Çok daha genç yaşlarımda yakalamıştı beni üslubu oysa...

Bir ülkeyi en iyi tanıma yollarından biri der 28. sayfasında , o ülkedeki insanların nasıl öldüklerini bilmektir.

Oğuz Atay'ın benim ve sanırım okuyan herkes için en önemli eseri olan Tutunamayanlar aklıma gelmişken. Dillere pelesenk bir Olric vardır ya kitapta.. Benim kahramanım değildir o. Benim kahramanım kitabın başından sonuna kadar beni düşündüren, dik tutan, kanatan Selimdir. Zaman zaman eksilen göz ardı edilen ama hiç bir zaman unutulmayandır. Hep daha çok güçlenen tek karakterdir. İçimde bir Selimlik vardır tekrar tekrar harmanlanan..

Hayatın içinde böyle kırık hissettiğim hiç olmamıştı. Böyle sıkışmış korunmasız bazen yalnız...
Ta derinden yaşamak, yığmak , hissetmek, dinmek ve dirilmek..
Tabi çok zaman ölmekte
Beni güçlü yapansa o derin duygu
o Duygu kimsenin görmediği bir yerde....

Hiç yorum yok: