MÜZİK

28 Nisan 2014 Pazartesi

KENDİME AİT BİR ODA

Bazı yazarları herkes okuyamaz.. Bazı yazarların ise okunma ve tanışma zamanları vardır. Benim şimdi bahsedeceğim yazar için ise bu ikisi birden söz konusu. Hani zamanında okumadıysanız beklediğiniz etkiyi bulamazsınız yada anlamazsınız gibi..  Elinize alıp okuduğunuzda bir hafta kendinizi sorgulayıp üç buçuk gün kadarda depresyonda kalabiliyorsunuz. Ama ben artık bir kitabı okurken kendimi kaptırdığım ruh halini kontrol edebiliyorum sanırım..
 Lise yıllarımda bir yıl okul dergisi çıkarmaya karar vermiştik. Belki hatırlayanlar olur. Biraz farklı dili ve amaçları olan bir grup ergendik. Zaman zaman kayıp tiplerdik ama çoğu zaman okuyorduk ve yazıyorduk... Tekin hocamı bizi fark edip toparladı yoksa biz mi bir araya geldik hatırlayamıyorum ama o dönem Milli eğitimin Gençliğin Sesi dergisi için Virginya Woolf hakkında yazdığım bir yazımı okumuş beni dergi Editörü ve Genel Yayın Yönetmeni yapmıştı. Aslında o yaşlar için oldukça ağır bir yazardı...
Dostoyevski ve Virginia Woolf beni korkunç derecede etkileyen iki buhranlı ve derin yazardı o yaşlarda. Kendime Ait Bir Odayı Woolf'un çimlerin üzerinden kalkıp içeriye koşuşunu, ve kapının suratına kapatılışını içerideki yemek masasını gözümde canlandırırdım. Bu öyle etkileyici olurdu ki ...
Yıllar sonra Woolf'un hayatından ve hikayelerindeki kahramanlarından esinlenilerek çekilen The Hours da hiç ummadığım şekilde ve aynı derinlikte etkiledi beni. Hep kırılgan silik ve hassas bir kadın olarak canlandırdığım Woolf hırslı güçlü ve sertti filmde. Açık olmak gerekirse hayatımın en özel filmlerindendir. Woolf okumayan hiç kimseye tavsiye etmem, çünkü benim gördüğüm derinliği görmeyeceklerini bilirim. Öyle etkileyici ve hiç denenmemiş bir tarzdır ki Biyografik filmlerden çok farklıdır. Size okuduğunuz yazarı hayatını hassas ve güçlü bakış açılarını yazdığı tüm kitapları kahramanları ve hikayeleri tek nefeste yaşatır...
Birkaç yıl önce BÜKAK'ın (Boğaziçi Ünv. Kadın Araştırma) sayfasında, bir  psikoloji öğrencisi tarafından Yüksek ödevi  olarak hazırlanan Woolf'un hikayeleri ve kendisi arasında yaptığı değerlendirmesini okumuştum ve "nasıl yani" diye yüksek sesle söylenmiştim. Derinliğin ve buhranın bu kadarı korkutucuydu. Hayatımda okuduğum en ilginç değerlendirmeydi ve rahatsız ediciydi. Şimdi nette çok aramama rağmen bu yazıyı bulamadım. Biliyorum ki yazarı okuyanlar ya müthiş yada çok karmaşık ve hastalıklı bulacaktır. Kendi hastalığını oldukça açık ve ayrıntılarıyla yazdığı kitapları, delirdiğini kabul edip kendi deliliğini hikayelerinde anlatması bana o yıllarda çok dramatik ve acı gelmişse de şimdi bunu çok yürekli tam bir yazar hali olarak görüyorum..
Bana bu yazıyı yazdıran şey ise yazarın günlüklerine yazdığı ve çok sevdiğim bir sözünü hatırlamam oldu...

"İnsanları kaybettiğim oldu. Kimini ölüm yüzünden..... Kimilerini ise sadece karşıdan karşıya geçemediğim için.."  ;)


Bir süredir Biyografi Anı ve en çok da İnceleme okumaya başladım. Frank'ın Nereye Gitti Bu Entelektüeller? kitabı şu sıralar okuduklarım arasında. Mina Urgan'ın  Woolf'un hayatının incelediği kitabını ise maalesef artık basılmadığı için edinemiyorum. Ama itiraf etmek gerekirse en çok sevdiğim tarz sanırım bu..... 

3 yorum:

elif dedi ki...

Merhaba. Hiç okuyamadigim bir yazar. Okuyamadim çünkü bir türlü yolumuz kesişmedi. Mungan ' in Yüksek Topuklar' ında duymuştum adını. Cihan Aktaş da bahseder kendisinden.
Sen sever misin Mungan 'ı Berna ?

bernademirkapı dedi ki...

Sevmiyorum, okumam diyemem.. Ama sanırım daha kıymetli yazarlar çok benim için...

elif dedi ki...

Elbette. Ahmet Altan , Murathan Mungan ve Elif Şafak 'in sadece belli kitaplarını severim. Her eserini sevdiğim yazar olmadı bugüne dek.
Iyi okumalar hepimize.