MÜZİK

15 Ocak 2015 Perşembe

USTA

Turgut Uyar kimdir dese bana bir gün çocuklarım...
Daha onu hiç okumamış daha yaşamda okuduğu yazarı anlayacak kadar yaşamamış çocuklarım
sorsalar
derim ki;
Tanrı ya şunu diyen kuldur,

"ustasın sabahları yapmada
En katı yoklukları koyarak insanın içine
Akşamüstülerin de biraz gaddarsın"

Ben bu satırları söylediğimde beni anlayacakları için değil, bir gün anladıklarında beni hatırlayıp gülümsesinler diye.. Belki de en sevdikleri yazarlardan biri Uyar olsun diyedir. Bilemiyorum

Tanrıyla kendi dilinde konuşan, yüreğinde varlığını teslimiyetle kabullenmiş. İsyanda gibi görünmesinin aldatıcılığı altında, ondan korkmanın keskin sivri köşesinden dönmüş ve rahatlamış bir insan Uyar... Ben yaşamım da onun çeyreği kadar yazar olur muyum? Gönülden geçeni bu ustalıkla kaleme dökebilir miyim? bilmem..
Yüreğim öyle çok mana ve cümle ile dolu ki.. Bir ömür bunları yazmaya yetmeyecek biliyorum. Bu gün yazmaya başlasam yüz yıl aralıksız yazabilirim. Dahası her gün binlerce yeni mana öğreniyorum.
Ama işte güzel dünya izin vermiyor kendimi onun yoruculuğundan soyutlamaya, yazan değil yaşayanların arasında büyütüyor beni.. Belki de " daha pişmen gerek Berna diyor "az pişersen tadı olmaz"  Ben nedense bir konuda çok şey bildiğimden emin olmadan, ahkam ve yargı belirten bir şeyler yapmaya hep çekinen biri oldum. Bu karakterimi nerede kazandım bilmiyorum. Bir faydasını görür müyüm onu da bilmiyorum.

  İnsanları ve hayatı olduğu gibi kabullenmeyi kolay başaran bir insan oluyorum böyle böyle...

Bu gün bazı edebi bloglar da gezinirken Senarist yazar Metin Kaçan'ın aramızdan ayrılışının üstünden bir yıl geçmiş bunu fark ettim. Karlı bir Ocak ayında yaşamına kendi isteğiyle son vermişti Ağır Roman'ın yazarı..
Türk Edebiyatına "fosil" olarak geçecek o enfes yapıtın yazarı. Kimi yazarlar gözlerini açtıkları sokaktan sonsuzluk yürüyüşlerine çıkarlar. Başka türlü çalışır akılları ve sistemleri ve yürekle aklın birleştiği yerdeki sorgulamaları... O günlerde çoğu kalem yargı divanı kurdu ama nedense şunu yakalayamamışlar;
        edebiyat ve felsefenin kesiştiği noktalarda kimi zaman oluşan bu korkunç sorgu dehlizlerini.. Ne kadar çok yazar takılıp burada noktalıyordu hayatlarını.
Hani bu ahkam kesen yazar kesim var ya mesela Puşkin'in tuttuğu notları ve anılarını okusalar bırakın Puşkin'i "p" yi telafuz edemezler biliyorum.
Bunca ağdalı sözün pirim yaptığı ve eleştiriyle yaşamı karıştıran bir toplumda ( atların koştuğu bu sirkte) ben bahçenin köşesinde sessizce açan çiçeklerden olacağımı biliyorum.
Ama mühim değil. Mühim olan benim yaşamdan ve yazdıklarımdan ne çıkaracak olduğum. Sizin o güzel edebiyat kurallarınız ve saptamalarınız ne zaman umurumda oldu ki?



Hiç yorum yok: