MÜZİK

26 Ocak 2016 Salı

PRAGMATİZM

Sevgili blog dünyamın insanları artık pek yazmıyor gibi göründüğümü biliyorum ama inanın benim de kendimce tatlı telaşlarım var. Vallahi nazara gelir diye yazamıyorum :) Diğer taraftan ben , hüzünden beslenen bir kalemim. Kendim değilsem de,  bir şekilde uğraşıp kendimi biraz hüzünlü bir havaya sokmadan çok yüreğe dokunur satırlar yazamıyorum. Şimdi kendimi hüzünlü bir havaya sokacak durumum da yok. Ama ben benim hala, değişmedim. Yağmurlu bir günde belki geri dönerim...

  Sosyoloji okumaya başladım bu yıl. Bir araba hevesle düzenli ders çalışarak sırf sınavlardan geçme derdiyle değil, keyfiyle okuyacağım bir bölüm diye düşünmüştüm. Ama gelin görün ki fizyolojik yapım biraz karıştı :) hayatımda her şey birden değişti. Neyse dedim sınavlardan geçeyim yeter oturdum hızlı bir sınav öncesi hazırlık yaptım. İşin içine filozoflar sosyologlar ülkeler girdi. Sosyalizm Marksizm Leninizm derken ders çalışmak zorlaştı çünkü bir kitaptan bir sözden bir düşüncenin derinliğinden etkilenip google da onunla ilgili bir şeyler arar oldum. Hatta filmlere bile baktım. Dağıldı mı sürekli benim kafa? Neyse geldi geçti. Keyifli de geçti aslında. Sonucta aklıma takıldı kaldı yine şu Rusların edebiyatı. Diyeceksiniz ki ooo "sen sosyoloji çalışırken edebiyata kaymışsın". Ama elimde değil düşünmemek.
  Çocukluğumda Aydın Halk kütüphanesinin kapıya yakın bir orta masasında, elimde Karamozov ve Sefiller arasında seçim yapmaya çalışırken buldum kendimi. İçlerini karıştırırken okuduğum bir satırı hatırladım " Neden acaba bütün Ruslar filozofturlar, ve bu içlerine işlemiştir? "
 Çocuk aklıma anlaya çalıştım o gün filozofları.

Tabi daha en az on yılım vardı Rusların Solovyov dışında pekte sistematik bir filozof yetiştirmediklerini düşünmeme. Zaten gerekte yok galiba çünkü yazarları düşünme gücünü fazlasıyla ayakta tutmaya yetmiş dünyanın merkezine yerleştirilmiş ve her kıtaya etki etki etmiş bir bomba gibi değil mi?

Dostoyovski neden edebiyatın en zirvesinde yer alıyor? Onu okurken hiç kimseyle kıyaslayamazsınız. Bu adamın toplumsal tipler yaratmada hem psikolojik hem de sosyolojik realite açısından üstüne tanınmaz bir seviyede olduğu bir gerçek.
Peki o zaman kitapta bahsedilen bu muydu?

Bunu da üstünden de bir on yıl daha geçmişken anlıyorum. Ruslar Dostoyevski'nin söylediği gibi filozof olmakla kalmayıp felsefeyle ilgili bir projeyi hayata geçiren tek uygarlık oldular. Demek istediğim şey herhangi bir düşünce, akım yada siyasete atıfta bulunmak değil. Demek istediğim felsefeyi bu kadar ciddiye almak.. E peki şimdi ne oldular diye sormayın, size Rus tarihi yazacak değilim.

Ama Sovyetler totaliterliğin in içinde farklı bir yer vardır. Pragmatizm .Rus aydının kendine has bir yönü var.
 Sanki " bir felsefe mi var ? Tamam onu uygulayalım" gibi.
 Kapitalizm pratikte gerçekleşmiş bir idealizmdir" diye yazdığını okuyunca Marx'ın. ( Onun ruslarla iletişimini dost ve düşmanlarını bile araştırdım)  Kapitalizm idealizm ise bizden değildir diye geçirdiniz mi içinizden.Bizde pratiklik pek mubah değil tabi. zaten ben böyle bir şeye sadece Solovyov Lenin Neçayev gibi isimlerin işi olabileceğini anladım.  Oldukça kötüye kullanılmış Marksizm - Leninizm olmasını savunmuyorum. Sadece Ruslar bir felsefeyi ekonomi siyaset ve kültürün her türlü yönlendirici etkisine sokabilmişlerdir.
 Siyasetlerini değil ama felsefeye olan tutumlarını ve elbette yazarlarını imrenerek okuyorum.



Hiç yorum yok: