12 Aralık 2021 Pazar

HİKAYEM bölüm 1/1




Güneşin tenimizi yalamaya erken saatlerde başladığı bir sabahtı. Amaçsızca oturduğumuz kahvehane sandalyesinde tam otuz yıldır salakça bir umutla hayatımızın değişmesini bekliyorduk. Başımızdan eksilmeyen bu tüm karmaşık olaylar bizi ayakta tutup yaşamak için oyalıyor diye düşündüm. 
Tefecilerden para alıp plastik saklama kabı işine girme fikri tamamen Let'e aitti. Bu güne kadar on altı başarısız iş fikri, hep benden çıkmıştı. Uzun süredir günü birlik hammalıklar ve ufak tefek tadilat işleri de dahil çalışmıyorduk. Elimizdeki son kurşun bu işti. Aldığımız borçla kurduğumuz bu iş te ; 
 (Çin malı saklama kapları ancak fare boku saklanabilecek kadar küçük olduğundan) elimizde patlamıştı. Başlarda içinde sadece orta boy bir domatesin saklanabileceği bu kapları tercih etme sebebinin diğer boylara göre daha ucuz olması, olarak açıklaması bana mantıklı gelmişse de şimdi "başımızı fena dertte Let" diye söyleniyordum. 
Sabahın erken saatlerinde üzerinde bebek bezi reklamı olan büyük bir poşetle sokakta beni bekleyen Let bende olmayan bir şeyi gözlerinde taşıyordu. Umudu...
Annesinin yastık altı bileziklerini belki de ilk defa ölüm korkusuyla sattırtmıştı. Oysa ölümle ilgili kaygıları olan bir adam sayılmazdı. Bu belki de girdiğimiz işi, sarhoş ağzıyla oğlundan dinleyen annesinin kaygılarıydı poşetin içindekiler. Paraları neden bu poşette getirdiğini sorduğumda vücutlarının tersine kafalarını çalıştırmayan bu adamları kandırabileceğimize dair o inancı gözlerinde gördüm. Ben 'hadi canım sende ' bile diyemeyecek kadar ciddi bir kaygı içindeydim. Belki de ne olursa olsun bulunduğum durumdan kötü olamazdı. 
Adamlar eski bir mercedes arabanın yanında bizi bekliyordu. Ortalık bizi öldürmeleri zorlaştıracak kadar kalabalıktı. Belli ki bizi arabayla ıssız bir yere götürüp orada öldüreceklerdi.
'paranın sadece yarısını getirebildik abi' sesi karnından çıkmış gibi uzaktan gelmişti. adamlardan bile şaşkın bir ifadeyle Let'e baktım
'sen bizimle dalga mı geçiyorsun lan tokadı önce onun suratında, sonrada kaçmaya çalışan benim sırtımda patlamıştı
kalabalığa falan aldırmadan bir temiz dövmüşlerdi bizi. Aslında çok temizde sayılmazdı, her yer kan dolmuştu çünkü, üzerimizdeki kıyafetleri çürük vişne renge boyamışlardı. Poşetteki paraları alıp gittiklerinde hala ölmediğimiz için oynamak gelmişti içimden, ama kolumu kıpırdatacak halimde yoktu. Olsundu neticede yaşamak güzel şeydi. Bir sonraki başımızı derde sokma olayına kadar ölmezdik artık .

Ertesi sabah erken saatlerde uyandım ama yataktan çıkmadım. Ahu dedim olsaydı da bir çay, çorba yapsaydı. İnsan öleceğini sanıp ölmeyince, olmayacağını sandığı şeylerin bile olabileceğine inanıyor. Gözlerimi küçücük açtım yatakta telefonumu buldum. 'Arıyayım şu hatunu' dedim. Yani neden olmasın 
telefonu 'hayırdır Arızalı' diye  açmasına bile aldırış etmedim
'gelsene kız çok hastayım çok dövdüler beni ' dedim
telefonun ucunda bir kahkaha patlattı
'yine mi' dedi. daha önce dayak yiyip onu aradığımı hatırlamasam da belli ki yüzümde kalan hatıra izlerinden nasıl bir hayatım olduğuna dair bazı fikirleri vardı.
Dünya sokak hayvanları koruma günü olduğu için gelebileceğini söyledi. Espiri yeteneğini benim üzerimde hoyratça kullanan bu hatuna Kalu Belda'dan beri aşıktım. Ve şansım iki gündür yaver gidiyordu.






 üzerimizde

Hiç yorum yok: